Translation Samples

  • Çocukluk döneminde yabancı dil öğretimi:
  • Özet Bu çalisma, çocukluk döneminde bir yabancı dil öğrenmenin önemini netleştirmeye çalışmaktadır. Filozoflar, ampirizm ve psikologlar arasinda davranış bilimciler, dilin sosyal bir olusum oldugunu ve diger sosyal davranışlara benzer şekilde edinildigini düsünmektedirler. Bu belki de dil bilimciler, psikologlar ve filozoflar arasinda dil ile ilgili olarak ortaya atilmis en karmasik ve tartışmalı sorudur: bir çocuk yabancı dili nasil öğrenir? Dil öğrenimi dogaldir. Bebekler dil öğrenme yetenegi ile dogar ve öğrenim dogum ile başlar. Birçok uzman, on yas öncesinde dil öğreniminin çocuğun tipki o dili konusan yerli halk gibi dogru ve akici konusabilmesine imkan tanidigini düsünmektedir. Dolayısıyla, erken yaştaki çocuklar yabancı dile ne düzeyde asina olursa, o dili yetkinlik ile konusma sansi da o kadar artar. Arastirmalar, dogumdan 10 yasa kadar olan sürenin küçük çocugu yeni bir dil ile tanistirmak için en iyi zaman oldugunu göstermektedir. Bu çalismada çocuk dili daha hizli öğrenecek, dili daha iyi hatirlayacak ve siklikla dili neredeyse anadil telaffuzuyla konusacaktir. Son olarak, bu çalisma çocukluk döneminde yabancı dil öğreniminin avantaj ve dezavantajlarina isik tutacaktir.

    Anahtar kelimeler: çocuklar, yabancı dil, çocukluk dönemi

    1. Giriş

    Birçok uzman, on yaş öncesinde dil öğreniminin çocuğun tıpkı o dili konusan yerli halk gibi dogru ve akici konusabilmesine imkan tanidigini düsünmektedir. Dolayısıyla, erken yaştaki çocuklar yabancı dile ne düzeyde asina olursa, o dili yetkinlik ile konusma sansi da o kadar artar. Diger yandan anadil disındaki dil öğrenimi, kisiye ömür boyu başkalariyla daha iyi iletisim kurma yetenegini bahsedebilir. yabancı bir dilde uzmanlasmanin önemli avantajlarindan biri, daha iyi is firsatlarina erisim ve kisinin kendi kültürü ile diger kültürleri daha iyi anlayabilmesıdır. Günümüz toplumunda yabancı dil bilmenin faydalari arasinda, ekonomik rekabetçiligin artmasi, küresel iletisimin artmasi ve bir ülkenin politik ve güvenlik çikarlarının korunmasi ve yönetilmesi sayilabilir. Arastirmalar göstermistir ki, eger çocuga ergenlik öncesinde bir dil öğretilirse çocuğun o dili tamamen anadil telaffuzuyla konusma sansi artmaktadir. Buna ek olarak, çocuğun diger uluslarin kültürüne asina olmasi o çocuğun görüs ve tutumlarını genisletmesini saglar ve ona diger insanlarla iletisim kurma firsati verir. Artik biliyoruz ki yabancı dil öğrenmek çocuklara sasirtici faydalar saglamaktadir. Arastirmalar, yabancı dil bilen kisilerin iletisim kabiliyetlerinin güçlendigini, bilissel gelisimlerinin daha iyi oldugunu, daha zengin bir kültür farkındalıgina ve nihayetinde daha iyi is firsatlarina sahip olduklarını göstermistir (Ferreira, F., & Morrison, F. J. (1994). Buna ek olarak, günümüz çocuklarının üniversite yasina geldikleri zaman iki dile hakim olmalari bir gereklilik olacaktir. Arastirmalar göstermistir ki dogumdan 10 yasa kadarki dönem, küçük çocugu yeni dillerle tanistirmak için en iyi zamandir. Çocuk dili daha hizli öğrenecek, dili daha iyi hatirlayacak ve siklikla dili neredeyse anadil telaffuzuyla konusacaktir. Arastirmalar, 5 yas ve alti çocuklarin bes dile kadar öğrenebildikleri ve bu dilleri zihinlerinde isleyebildiklerine isaret etmektedir. Birçok ebeveyn, küçük çocuklarının hayatina yeni bir dili nasil katacaklari hakkinda tartışmaktadir. Çogu uzman çok küçük yaştaki çocuk için iki dilli yaklasimin en iyisi oldugunda hemfikirdir. Günümüz ebeveynleri iki dil bilmenin önemini anlamaktadir. Simdi sadece hedef dili çocuğun hayatina sokacak iki dilli, eglenceli ve bütçe dostu ürünleri bulmakta kimden yardim alacaklarını bilmeleri gerekmektedir. Internet bu arayislarını bes yil önce olduguna göre çok daha kolaylastirmistir. Bir programin içerigi ve dil öğretme seklini iyi anlayabilmek için iki dilli programlarin görsel ve isitsel ürünlerini çevrimiçi test etmenize imkan taniyan programlar arayin.

    1.1. Çocuklara yabancı dil öğretimi

    Bu dil öğrenme, dili işleme ve dili yaratma örnekleri dogum ile dil bilgisi olgunlugu arasındaki birçok gelişmeden sadece birkaçıdır. Bu süreçte çocuklar kendi dillerindeki seslerin (ya da beden hareketlerinin) hammaddelerini kesfeder, bunlarin daha uzun diziler halinde nasil bir araya geldigini öğrenir ve bu kombinasyonlari bir anlam verecek şekilde haritalandirir. Bu süreçler, çocuklarin öğrenirken kendilerini çevreleyen iletisim kodunu çözmek için kapasitelerini entegre etmelerini gerektirir. Her biri günümüzde modern bilgisayarlarin kapasitesinin ötesinde olan karmasiklik katmanlarina ragmen, küçük çocuklar karsilarina çikan dilbilimsel yapbozlari kolaylikla çözer ve hatta beklenen yapinin sunulmamasi halinde ellerindeki girdinin ötesine geçerler.

    Arastirmacilar dil öğreniminin altinda yatan mekanizmalari ortaya çikarmak için çesitli yöntemler gelistirmektedir. Daha bebekler ilk kelimelerini söylemeden aylar öncesinde onlarin yeni ses kombinasyonlarina verdikleri belirsiz tepkiler kaydedilerek erken dönem dil öğrenme mekanizmalari incelenebilir. Çocuklar sözcükleri birbirlerine baglamaya başladiklari zaman, gerçek zamanli dil işleme ölçütleri kullanilan deneyler, dilbilimsel ve dilbilimsel olmayan bilginin dinleme sirasinda entegre edilme seklini ortaya koyabilir. Çocuklarin minimal dil maruziyeti ile karsilastiklari dogal deneyler, dogustan gelen dil öğrenme kapasitelerinin boyutunu ve bunlarin dil yaratma ve degistirme üzerindeki etkilerini ortaya koyabilir. Bu teknikler ve çocuğun zihnini arastiran digerleri gelistirildikçe ve bulgulari bir araya getirildikçe çocuğun dil öğrenme yapbozuna buldugu çözüm ortaya koyulacaktir.

    1.1.2. Yabancı dil öğrenmek için en iyi zaman

    Günümüzde entelektüel okul sistemleri daha iyisini bilmektedir. yabancı diller ilkokul düzeyinde çocuk ile tanistirilir. Küçük çocuklar, lise öğrencilerinden daha kolay öğrenir. Ama bu arastirma, gerçekten dogrusunu yapmak için daha da erken yaşta başlanmasini söylemektedir. Çocuk anadilini öğrenirken başlayin. Bebeklerin özümseme yetenekleri olaganüstüdür. Ve günümüz karmasik dünyasinda yabancı dil bir lüks değil bir gerekliliktir. Artik biliyoruz ki yabancı dil öğrenmek çocuklara sasirtici faydalar saglamaktadir (Bloch, C., & Edwards, V. (1999). Arastirmalar, yabancı dil bilen kisilerin iletisim kabiliyetlerinin güçlendigini, bilissel gelisimlerinin daha iyi oldugunu, daha zengin bir kültür farkındalıgina ve nihayetinde daha iyi is firsatlarina sahip olduklarını göstermistir. Dahasi, çocuklarin tümünün üniversite yasina geldikleri zaman iki dile hakim olmalari gerekecektir. Arastirmalar, dogumdan 10 yasa kadar olan sürenin küçük çocugu yeni bir dil ile tanistirmak için en iyi zaman oldugunu göstermektedir. Çocuk dili daha hizli öğrenecek, dili daha iyi hatirlayacak ve siklikla dili neredeyse anadil telaffuzuyla konusacaktir. Arastirmalar, 5 yas ve alti çocuklarin bes dile kadar öğrenebildikleri ve bu dilleri zihinlerinde isleyebildiklerine isaret etmektedir.

    1.2. Dil öğretimine başlayın

    Çocuklar dil öğrenimine doğumda başlar (bebekler, rastgele sesler ya da diger diller yerine ebeveynlerinin seslerine kulak verirler) ve on yaş öncesinde hala dilin inceliklerinde gerçek anlamda uzmanlasmamislardir. Gerçekten de hiçbir zaman dilimizi öğrenmeyi birakmayiz. (David Singleton.) Bu tam olarak hayvanlarda ‘içgüdü’ olarak adlandirdigimiz davranış değildir (tipki taylarin dogumdan birkaç saat sonra ayakta durabilmesi gibi). Ama en azindan çaba sarf ettirmez, öyle değil mi? Cevap, çocuklarin öğrenecekleri diller arasinda bir seçim sansi olmasi halinde görüldügü üzere hayirdir. Açikçasi bulunan sey, eger bir çocuk dili öğrenmemesi halinde bu yanina kalacaksa o çocuğun o dili öğrenmeyecegıdır.

    Dil öğreniminin Temek Asamaları: Asama Bir - Sesleri öğrenme

    Bebekler dogduklari zaman dünya üzerindeki tüm dillerdeki sesleri ayirt edebilir ve duyabilirler. Bu yaklasik 6500 dildeki 150 sese tekabül etmektedir! Bununla birlikte, hiçbir dil bu 150 sesin tümünü kullanmaz. Bir dilin kullandigi seslere fonem adi verilir ve Ingilizcede yaklasik 44 fonem bulunmaktadir. Bazi dillerde daha fazla ve bazilarinda daha azi kullanilir.

    Bu asamada bebekler hangi fonemlerin öğrendikleri dile ait oldugunu ve hangilerinin ait olmadigini öğrenir. Bu sesleri tanima ve üretme yetenegine “fonemik farkındalık” adi verilmektedir ve çocuğun okumayi öğrenmesi için bu önemlıdır.

    Aşama İki - Sözcükleri öğrenme

    Bu asamada çocuklar bir dildeki seslerin bir anlam vermek için nasil bir araya geldiklerini öğrenirler. Örnegin m, ah, m, ve ee seslerinin kendilerini kucaklayan ve besleyen “varlik” oldugunu öğrenirler -mommy (anne). Söyledigimiz her seyin sadece bir sesler dizisi olmasi nedeniyle bu önemli bir adimdir. Bu seslerden anlam çikarmak için çocuğun bir sözcügün nerede bittigini ve digerinin nerede başladigini kavramasi gerekir. Bunlara “sözcük sinirlari” adi verilmektedir.

    Ancak, çocuklarin öğrenmekte oldugu sey tam anlamiyla sözcükler değildir. Çocuklarin aslinda öğrendikleri sey, sözcük olabilecek ya da olmayabilecek morfemlerdir. Bu aslinda göründügü kadar kafa karistirici değildir. Bir morfem, tipki mommy Sözcügü gibi bir anlama sahip bir ses ya da seslerdir. mommy sözcügünde ise iki morfem bulunmaktadir: mommy ve -s. Bu asamadaki çocuklar -s sesinin “birden fazla” anlamina geldigini kavramaktadir ve bu sesin diger sözcüklere eklenmesi halinde ayni seyi ifade ettigini bilecektir -”birden fazla.”

    Asama Üç - Cümleleri öğrenme

    Bu asamada çocuklar nasil cümle kuracaklarını öğrenir. Bu da sözcükleri dogru siraya koyabilecekleri anlamina gelmektedir. Örnegin, Ingilizce’de “Bir kurabiye istiyorum” ve “Çikolatali bir kurabiye istiyorum” diyecegimizi ve “Istiyorum bir kurabiye” ve “Istiyorum ben kurabiye çikolata” demedigimizi öğrenirler.

    Çocuklar ayni zamanda gramatik dogruluk ve anlam arasındaki farki da öğrenirler. Noam Chomsky bu farkin bir örnegini “Renksiz yesil fikirler öfkeli bir şekilde uyur” cümlesiyle yaratmistir. Çocuklar, her ne kadar bu cümle gramer açisindan dogru olsa da bir anlama gelmedigini anlayacaktir. Çocuklar yesilin bir renk oldugunu ve bu nedenle de renksiz olamayacagini bilirler (Harrison, B., & Papa, R. (2005).

    1.3. Çocuklar dili kolaylıkla öğrenir

    Takip eden zorlukla karsilastiginizi düsünün. Tümü küçük bir dizi malzemeden olusan on binlerce birim içeren bir sistemin içsel yapisini kesfetmeniz gerekiyor. Bu birimler ise sonsuz sayida kombinasyon olusturmak üzere birbiriyle birlestirilebiliyor. Her ne kadar bu kombinasyonlarin sadece bir alt kümesi dogru olsa da bu alt kümenin kendisi tüm pratik amaçlarla sonsuzdur. Bu sistemi iletisim kurmakta kullanmak için bir şekilde sistemin yapisini birlestirmeniz gerekiyor. Ve siz çok küçük bir çocuksunuz.

    Bu sistem insan dilıdır. Bu birimler sözcükler, malzemeler ise bunlarin meydana getirildigi küçük sesler kümesi ve kombinasyonlar ise bunlarin bir araya getirilerek olusturulabilecegi cümlelerdir. Bu sistemin karmasikligi düsünülecek olursa, sadece çocuklarin bunun altinda yatan yapiyi kesfedebilmesi ve bunu iletisim kurmak için kullanabilmesi imkansiz görünmektedir. Buna ragmen birçogu bunu istekle ve kolaylikla yapar, hepsi yasamin ilk birkaç senesi içerisinde gerçeklesir.

    Küçük çocuklar yabancı dil öğrenmeye essiz bir şekilde uygundur. gelişmekte olan beyin dili öğrenmek için güdümlüdür - bir daha hiçbir zaman bu kadar dogal veya bu kadar kolay olmayacaktir!

    1.4.1. Çocuklar yabancı dili Doğal Olarak öğrenir

    çocuğunuzu küçük yaşta yabancı dile maruz birakmak bir çocuğun öğrenme potansiyelini optimize etmesine imkan tanir ve beyni en esnek oldugu dönemde şekillendirmeye yardimci olur. Küçük çocuklar yabancı dil öğrenmeye essiz bir şekilde uygundur. Küçük yaşta yabancı bir dil öğrenmek bilissel açidan anadili öğrenmek kadar kolaydir.

    Küçük çocuklar tipki yürümeyi öğrendikleri kadar kolay bir şekilde anadil düzeyinde bir konusma akiciligi edinebilirler. Yetiskinlerin yerlesik bir anadil sistemi üzerinden çalismalari, gramer kurallarını dogrudan çalismalari ve ezberleme çalismalari yapmalari gerekirken, küçük çocuklar dogal olarak sesleri, yapilari, tonlama örüntülerini ve yabancı dilin kurallarını sezgisel olarak öğrenirler -tipki anadillerinde oldugu gibi. Genç beyin dogasi geregi esnektir ve dogal olarak dil öğrenmeye güdümlüdür.

    Firsat Penceresi

    Erken çocukluk dönemi dil öğrenmek için en iyi zamandir. Dil öğrenme kolayligi ilerleyen yas ile kaybolur. Dogum ile ergenlik arasinda beyin dili dogal bir şekilde öğrenmek için programlanmistir. Çocuk ergenlige yaklastikça dil öğrenmenin ve öğrenileni akilda tutmanin dogasi degiserek daha az esnek bir hal alir.

    Neden dil öğrenmeye çalisan yetiskinler bunu basarmakta zorlanirken çocuklar dilleri iyi öğrenir? Dogustan gelen yetenekler bir yana, çocuklarin bir dizi güçlü avantaji bulunmaktadir:

    • Neredeyse tüm zamanlarını dil öğrenmeye adayabilirler. Yetiskinler ise günde yarim saat çalismanin bile külfetli oldugunu düsünürler.

    • Çocuklarin motivasyonu yogundur. Yetiskinler nadiren zamanlarının çogunu konusmalari gereken ama konusamadiklari kisiler esliginde geçirirler; çocuklar dil öğrenmedikleri takdirde istediklerinin çok azini elde edebilirler.

    Eger yetiskinler benzer bir konuma koyulacak olsaydi, onlar da tipki çocuklar gibi hizla (’kolaylikla’ denilmedigine dikkati çekerim! öğrenirlerdi. Bu durum için düsünebildigim en yakin durum çok kültürlü evliliklerdir. Ve gerçekten de bu son derece iyi isler. Örnegin anadili Ispanyolca olan ve buraya 20’li yaslarının sonlarinda tasinmis olan esim, evde konustugumuz için son derece iyi Ingilizce öğrendi. Buna karsilik, ayni yaslardaki Ispanyolca konusan ve Ispanyollarla evlenmis olan arkadaslari Ingilizceyi duraksayarak ve agir bir aksan ile konusuyorlar.

    2. Sonuç

    Ingiliz dili bir dersten fazlasi olmalıdır ve bir bilim dili ve diger eğitim alanlarinda kullanilan dil olabilir. Örnegin, fen bilimleri dersleri, tarih, sosyoloji veya biyoloji Ingilizce dilinde öğretilmelıdır. Böylelikle, dil öğrenmenin gücü ve hizi önemli ölçüde artar. Ilkokul öğrencileri ve çocuklar dil öğrenimi için en iyi dönemdedir. Hayatin ilk on senesi içinde anadil ile birlikler başka bir dil öğrenmek engelli çocuklara ayrica yardimci olmaktadir ve dili tercüme, yorumlama gerektirmeksizin ve diller arasinda anlamda degisiklikler olmaksizin öğrenmeyi saglar. Bu da kisinin her iki dili zihninde kullanmasi gerekmeksizin anadil düzeyinde konusabilmesi anlamina gelmektedir. Erken çocukluk dönemi dil öğrenmek için en iyi zamandir. Dil öğrenme kolayligi ilerleyen yas ile kaybolur. Dogum ile ergenlik arasinda beyin dili dogal bir şekilde öğrenmek için programlanmistir. Çocuk ergenlige yaklastikça dil öğrenmenin ve öğrenileni akilda tutmanin dogasi degiserek daha az esnek bir hal alir. Birçok uzman, on yas öncesinde dil öğreniminin çocuğun tipki o dili konusan yerli halk gibi dogru ve akici konusabilmesine imkan tanidigini düsünmektedir. Dolayısıyla, erken yaştaki çocuklar yabancı dile ne düzeyde asina olursa, o dili yetkinlik ile konusma sansi da o kadar artar. Diger yandan anadil disındaki dil öğrenimi, kisiye ömür boyu başkalariyla daha iyi iletisim kurma yetenegini bahsedebilir.

    Yabancı dil öğrenimi hangi yaşta başlamalı?

    Giris

    Tipki Shakespeare’in insanin çaglari için verdigi sayi gibi bu sorunun olasi yanitlarının sayisi da yedi tanedir:

    1 Hiçbir zaman

    2 Yetiskinlikte, ihtiyaç/arzu/ilgi halinde

    3 Ergenlikte, bir seçenek olarak ya da zorlamayla

    4 Ikinci döngünün başlangicinda

    5 Ilk yılların sonlarinda

    6 Ilkokul dönemi boyunca

    7 Mümkün olduğunca erken yaşta

    Bunlarin her birinin muhtemel sonuçlarını ele alacagiz.

    Hiçbir zaman

    Bu cevabin bizi fazla ugrastirmasi gerekmiyor. Bu durum yabancı dil öğrenmenin ya hiçbir özel egitsel veya diger degerinin olmamasi ya da kisinin anadilinin dünyanin büyük kesiminde konusulmasi ve anlasilmasi nedeniyle başka bir dil öğrenme ihtiyacinin olmamasiyla açiklanabilir. Her iki durumda da herhangi yaşta yabancı dil öğrenmenin bir anlami yoktur ve bunun ne zaman ve nasil yapilmasi gerektigini tartışmanin bir anlami yoktur. Bu görüs elbette temelinde hatalıdır. yabancı dil öğrenmek, bu kitabin diger bölümlerinde belirtildigi üzere kisi için hem içsel hem de kullanislilik bakimindan büyük bir deger tasimaktadir ve ‘dünya’ dillerini konusanlar için dahi başka dil öğrenmeye gerek olmadigini iddia etmek içinde yasadigimiz küresellesen dünyanin gerçekliklerinin farkinda olmamak veya bunlara ihanet etmek demektir.

    Yetiskinlikte, ihtiyaç/arzu/ilgi halinde

    Bu görüs, başta isteksiz, ilgisiz öğrencilerin sevmedikleri ve gerekliligi anlamadiklari bir seyi öğrenmeye zorlanmalarindan kaynaklanan ve okullarin yabancı dil öğretmekte birçok probleminin oldugu ve çocuklar yetiskinlige erisene ve yabancı dil öğrenmeye karsi belki de istihdam ya da seyahat planlarina bagli olarak bir ilgi gelistirmelerinin beklenmesinin daha iyi olacagi düsüncesine dayanmaktadir. yabancı dil öğrenimini bu şekilde yetiskinlerle sinirlamak, öğretmenlerin sadece bir dizi öğrenme becerisini zaten gelistirmis olan motivasyon sahibi ve kendini adamis öğrenciyle karsilasacagi anlamina gelirdi. Okul siniflarinda yasanan aci verici karsilasmalardan kaçinilabilir, asiri sikisik okul müfredatindan önemli zaman yiyen bir unsur çikarilabilir ve yabancı dil öğretmenlerinin elde ettigi basari düzeyleri yükselirdi. Bu yaklasim ise, tartışmaya açilmasi gereken bir dizi varsayim üzerine kurulmustur. Örnegin, okullarda yabancı dil öğreniminin her zaman sorunlu oldugu ve yetiskinlerin yabancı dili daha iyi öğrendikleri varsayimlarını sorgulamak isterdik. Çocuklari mevcut zorluklara bakilmaksizin yabancı dil öğrenmek zorunda birakmayi destekleyen geçerli egitsel argümanlarin mevcut oldugunu belirtmek isteriz. Bu konular bu bölümün ilerleyen kisimlarinda tartisilacaktir.

    Ergenlikte, bir seçenek olarak ya da zorlamayla

    Bu noktada, kritik yas hakkindaki argümana, yani yabancı dil öğreniminin bir seçenek olarak ya da bir zorunluluk olarak yetiskinlikten önce başlamasinin bir bakima daha iyi oldugu argümanina giris yapiyoruz. Burada ‘daha iyi’ ile kast edilen sey: (a) küçük yaştaki öğrenciler eger bu süreç yetiskinlige kadar ertelenirse unutulmus yabancı dilleri öğrenmekte avantajlara sahip olurlar (bu belirli dilbilimsel becerilerin yani sira yeni bilgi ve fikirleri özümseme ve işleme kapasitesi ile de iliskili olabilir); (b) dil öğreniminin hosgörü ve kültürler arasi anlayış gibi daha genis anlamli bir degeri vardir ve çocuklarin okul hayatlari boyunca buna maruz birakilmalari son derece önemlıdır; (c) Birlesik Krallik örneginde ve diger AB üyesi ülkelerde, çocuklarin gelecekteki yasamlari ve AB vatandasliklarina hazirligin bir parçasi olarak eğitimleri sirasinda diger Avrupa dilleri ile karsilasmalari önemlıdır. Ve elbette tüm uluslar ve 21. yüzyilda dünya vatandasligi kavraminin önemi bakimindan da benzer bir argüman ortaya koyulabilir.

    Ikinci döngünün başlangicinda

    Bu cevap yukaridaki bölümde verilen tüm ilkeleri içine alir ancak kritik yasi özellikle 11’e düsürür. Bu görüsün ardinda iki temel düsünce yatmaktadir: ilki, yabancı dil öğrenimi, matematik ya da fen bilimleri gibi diger temel konularla esit öneme sahiptir ve buna uygun olarak tavır alinmalıdır. Ikincisi, çesitli nedenlerle ve ilkokul müfredati ele alindiginda yabancı diller ve diger temel konular arasinda ayrim yapmak ve küçük çocuklarin yabancı dili ergenler kadar etkin bir şekilde öğrenemedigi düsüncesi dogrultusunda yabancı dil öğretimini hariç tutmak uygun olacaktir; yeterli düzeyde kalifiye yabancı dil öğretmeni olmadigi gerçegi ve ilkokul eğitiminin okuma yazma ve sayisal yeterlik gibi temel konulara odaklanmasi gerektigi düsüncesi.

    Ilk yılların sonlarinda

    20. yüzyılın son yıllarında, yukarıda belirtildigi üzere geleneksel bilgeligi hakkinda bazi süpheler artan şekilde dile getirilmis ve bunlar genellikle en gelismis ülkelerin eğitim sistemlerinde benimsenmistir. Baslica argümanlardan biri, küçük yaştaki çocuklarin dilbilimsel avantajlara ve bilissel esneklige sahip oldugu ve bunun da dil öğrenme bakimindan basariyi kolaylastirdigi ve 11 yasinin hiçbir kalitsal gerekçe gösterilemeyen bir “kesilme noktasi” oldugu dogrultusundadir. başka bir önemli argüman ise, yabancı dil öğretiminin davranışlar üzerinde etki olusturma amaci gütmesi halinde, bunu çocuklarin daha kolay islenebilir oldugu ilk yıllarında yapmak daha iyi olacaktir seklindedir. Ayrica, modern dilleri ilkokul eğitiminin temel amaçlarina ulasacagi bir şekilde ilkokul müfredatina dahil edilmesinin mümkün oldugu ve erken yaşta başlanmasiyla, ortaokul düzeyindeki degerlendirme noktasinda yabancı dil öğrenim düzeylerinin artacagi iddia edilmistir.

    Ilkokul dönemi boyunca

    Modern dilleri ilkokul müfredatına dahil etme çabalari genellikle yaslari 9 ile 11 arasinda değişen öğrenci gruplarina odaklanmistir. Bununla birlikte, ilkokul düzeyi yabancı dil öğretiminin savunucularının birçogu, ilkokullarda yabancı dil eğitiminin tüm yaslari kapsadigini ve 9 yasin en az 11 yas kadar rastgele bir kesilme noktasi oldugu dogrultusunda argümanlari savunmaktadir. Onlara göre modern yabancı diller, zorunlu eğitimin ilk 6 yilinda yaslari 5 ile 11 arasinda değişen çocuklara o ya da bu şekilde sunulan ilkokul müfredatinin tutarli bir bölümünü olusturmalıdır.

    Mümkün olduğunca erken yaşta

    Modern yabancı dilleri küçük yaştaki çocuklara öğretmenin gerçek savunuculari dil maruziyetinin mümkün olan en kisa zamanda başlamasi gerektigi görüsünü benimsemektedir. Anaokulu düzeyindeki çocuklari yabancı dille tanistirmak için tasarlanmis bir dizi proje farkli ülkelerde tasarlanmistir. Fransa‘da Ecole Matemelle’de 3 yas kadar erken yaştaki öğrencilere Ingilizce eğitimi verilmesinin örnekleri mevcuttur. Bunun savunuculari arasinda, öğrenim ne kadar erken yaşta başlarsa o öğrenimin kalitesi sadece dilbilimsel performans ölçütleri bakimindan değil, ayni zamanda ilkokullarda yabancı dil eğitimi ile elde edildigi iddia edilen motivasyonel ve davranışsal kazanimlar da o kadar iyi olacaktir görüsü yaygindir. Bu yedi görüs böylelikle yabancı dil öğretiminin faydasina iliskin görüslerin tamamini ortaya koymaktadir. 20. yüzyilda yasanan gelişmeleri, hem Ingiltere hem de diger ülkelerde genel kanida yasanan, birinci görüsten yedinci görüse dogru kaymada görmek mümkündür. Bu kayma pürüzsüz ve ilerleyen bir şekilde gerçeklesmemistir; yalpalamalar ve u dönüsleri olmustur ama genel anlamda bu gidisat oldukça açiktir. Yüzyilin basinda yabancı dilin okul eğitimine dahil edilecek uygun müfredat içerigi olmadigi düsünülüyordu; yüzyilin sonunda ise yabancı dil eğitimi ortaokul düzeyinde köklü bir hal almis ve ilkokullarda gittikçe artan şekilde öğretilmeye basliyordu.

    İlkokul düzeyinde yabancı dil öğretimindeki büyümenin ardinda yatan mantik

    Yukarida belirtildigi üzere, ilkokullarda modern yabancı dil öğretimine yönelik bu artan ilginin altinda bazi anahtar düsünceler yatmakta ve bu düsüncelerle desteklenmektedir. Genel anlamda, ilkokulda yabancı dil öğretimini destekleyenler tarafindan ortaya atilan baslica iki merkezi argüman bulunmaktadir. Bunlardan ilki öğrencinin dilbilimsel yetkinligini gelecekteki bir tarihte artirmakla ilgilıdır. Erken yaşta başlayarak nihai basari standartlarının yükseltilecegi iddia edilmektedir. Ikincisi ise, öğrencilere daha genis bir eğitim sunmakla ilgilıdır. Ergenlik yıllarında yabancı dil ve bu dilin kaynagi olan kültürün öğreniminin öğrencilerin egitsel deneyimlerini özellikle sosyokültürel, kisiler arasi iliski becerileri ve dil farkındalıgi alanlarinda bilgi, beceri ve anlayış gelistirme toplam kalitesini artiracagi düsünülmektedir.

    Bu artan dilbilimsel yetkinlik argümani iki varsayima dayanmaktadir. Bunlardan ilki: öğrenciler yabancı dili kendilerinden daha büyük öğrencilere göre daha etkin öğrenmelerine imkan taniyan yasa özel niteliklere sahiptir ve ‘erken başlamak’ bu kaynaktan faydalanacak ve eğitim hayatinin ilerleyen yıllarında dilbilimsel öğrenim düzeylerinde artis ile sonuçlanacaktir. Buna yaş faktörü varsayimi adini verecegiz.

    Ikinci varsayim ise, ilkokulda yabancı dil öğrenim süresinin bir ya da daha fazla yil artirilmasiyla öğrencilerin dili pratik etme ve öğrenmek için daha fazla zaman sarf edecekleri ve bunun sonucunda genel sinavlara girdikleri zaman daha yüksek standartlar elde edecekleri dogrultusundadir. Buna da zaman faktörü varsayimi adini verecegiz.

    Netlestirmek gerekirse, yaş faktörü argümani zaman faktöründen ayri olarak ele alinacaktir, bununla birlikte bu ikisinin birbirlerinden bagimsiz değil de birbirlerini tamamlayici olduklarını belirtmekte fayda vardir.

    Yaş faktörü varsayimi

    İlkokulda yabancı dil tartışmalarının merkezindeki kritik sorun, yabancı dil öğrenimine iliskin olarak ‘küçük olmasi en iyisi’ yaklasiminin ergenlik öncesinde çocuklarin dilleri etkin bir şekilde öğrenmek için dogal yeteneklere sahip olmasina dayali olup olmamasıdır. Dil öğrenmek için ortada bir optimal yas olmasi fikri ilk olarak 1959 senesinde Penfield ve Roberts tarafindan ortaya atilmis ve daha sonra Lenneberg optimal yas teorisi (1967) ile desteklenmistir. ‘Kritik dönem hipotezi’, ergenlik öncesi yillarda bir çocuğun beyninin özellikle dil öğrenimine uygun oldugunu ve ergenlikten sonra dil öğreniminin dogasinin farkli olacagi ve potansiyel olarak da daha az basarili olacagini iddia etmektedir (Lenneberg, 1967). Bununla birlikte, her ne kadar ‘kritik dönem’ ile ilgili çok sayida arastirma yapilmis olsa da bulgular oldukça karmasiktir ve günümüzde, yabancı dil öğrenimi için kritik bir yas olduguna dair bu önermeyi destekleyecek az sayida arastirma bulgusuna rastlanmaktadir.

    Singleton (1989) dört ayrı önermeden oluşan bir analitik çerçeve kullanarak bulgular ve sorunlari tartışmaktadir:

    1 Genel başarıda küçük yaş en iyisidir

    2 Sözel ve isitsel beceriler gibi belirli becerilerde küçük yaş en iyisidir

    3 Genel anlamda büyük yaş en iyisidir

    4 ‘Uzun vadede’ küçük yaş en iyisidir

    Arastirma bulgularindan tek başına bir önermenin açik bir şekilde ön plana çiktigi görülmemektedir. Çocuklarin ‘erken yaşta yakalanmasinin’ genel dil yetkinligi ile sonuçlandigi nosyonu, natüralist özelliklere sahip az sayidaki arastirma bulgusu disinda desteklenmemistir. Örnegin, Lapkin vd. (1991) tarafindan Kanada’da anaokulu düzeyinde gerçeklestirilen yogunlastirilmis yabancı dil eğitimi programinda benzer bir yogunlastirilmis programa 10 yasinda başlayan çocuklara göre anaokulu çocuklarının bu dört beceriye erisiminin daha üstün oldugu ortaya koyulmustur. Natüralist kosullarda olgunlasma faktörleri üzerinde kapsamlı bir çalisma gerçeklestiren Snow ve HofnageLHohle (1978), küçük yaştaki öğrencilerin bu sartlar altinda nihayetinde daha geç yaşta başlayanlari geçebilecegi sonucuna varmistir. Arastirma bulgulari, 12-15 yaslarindaki öğrencilerin tüm becerilerde kendilerinden küçük gruba göre daha iyi sonuçlar aldigini ancak 6-10 yas grubundaki öğrencilerin ‘hikaye anlama’ ve ‘spontane konusma akiciligi’ konularinda onlara yetistigini ve onlari geçtiklerini gözlemlemistir. Bununla birlikte, natüralist bir dil öğrenme ortami ile öğrencilere sinif ortaminda yabancı dil öğretme arasinda mevcut olan büyük farklar düsünülecek olursa, bu bulgulari erken yaşta yabancı dil öğretimi için geçerli bir dayanak olarak kullanmak genel anlamda imkansizdir.

    1964 ve 1974 seneleri arasinda Ingiltere’de kullanilan Ilkokul Fransizca Pilot Programinin etkinligi üzerine yapilan çalisma (Burstall (1974) tarafindan bildirilen Ulusal eğitim Arastirmalari Vakfi (NFER) çalismasi) ilkokulda modern diller öğretiminden elde edilecek hiçbir genel avantaj olmadigi sonucuna varmistir. Bu programa devam eden öğrencilere 8 yasindan itibaren Fransizca öğretildigi ve ayni programa 11 yasinda başlayan öğrencilere göre ikinci asamada herhangi önemli bir uzmanlik sergilemedikleri görülmüstür -dinledigini anlama disinda.

    Buckby (1976) ise NFER degerlendirmesindeki bazi belirli tutarsizliklara isaret etmistir: örnegin, ‘deney grubundaki öğrencilerin’ konusmada telaffuz veya akicilik için teste tabi tutulmamasi; ki bunlarin her ikisi de Fransizca eğitimine ilkokul düzeyinde başlanmasinin büyük avantajlari olarak belirlenmistir. Bu çalismayi elestirenler arasinda Gamble ve Smalley de bulunmaktadir ve ‘yetersiz, tartışmalı istatistiksel veriyi’ elestirmislerdir (1975: 94). Arastirmacilar, örneklem rakamlarının dokuz sene içerisinde güvenilir olmayan düzeylere düstügüne dikkati çekmistir; 1964 senesinde ‘deney’ grubundaki öğrenci sayisi 11.300 idi ve 1973 senesinde nerede oldugu bilinin ‘deney’ grubu öğrencilerinin sayisi 1.227’ye gerilemisti, buna ragmen bu küçük rakamlar güvenilir ve geçerli sonuçlar verecekmisçesine kullanildi. Hepsinden öte, NFER degerlendirmesi ortaokullarin uygulamalarının etkisini göz önünde bulundurmaktaki basarisizligi ile ciddi bir zayifliga sahipti. Birçok vakada ‘deney grubu’ ve ‘deney grubuna dahil olmayan’ öğrencileri bir araya getirdiler ve deney grubunda olmayan öğrencilerin zaten üç sene boyunca Fransizca öğrenmis olduklari gerçegini göz ardi ettiler. Bu öğrencilerde her seye yeniden başlanmasinin motivasyonu azaltici etkisi arastirmacilar tarafindan göz ardi edildi.

    Daha sonraki yillarda gerçeklestirilen bazi arastirmalarda hem sözel hem de isitsel performansta küçük yaşta başlayan öğrencilerde üstünlüge isaret eden (bkz. Singleton, 1989) ve daha küçük çocuklarin daha üstün bir ‘ses’ sistemine sahip oldugu kanisini gündeme getien bulgular rapor edilmistir (Krashen vd., 1982; Long, 1990). Ayrica, çocuklarin yaslari büyüdükçe anadil benzeri telaffuz kalitesinin düstügüne dair bazi bulgular mevcuttur (Vilke (1988)).

    Erken yaşta yabancı dil öğrenme üzerine yakin zamanda Avrupa’da yapilan bir tarama, ilkokul yasinda başlayanlarin basarisinin ortaokul yasinda başlayan ve daha önce deneyimi olmayanlarla kiyaslandiginda ilkokulda başlayanlarin dinledigini anlama gibi belirli yetkinliklerde avantaj sahibi olduklarını ancak bu avantajin daha hizli öğrenen öğrencilerle sinirli olabilecegi iddia edilmistir (Blondin vd., 1998), . Incelenen çalismalarda sonuçlar siklikla ortaokulun erken dönemlerinde ölçülmüstür ve Dolayısıyla da bu sonuçlar uzun vadeli etkilerin ya da avantajlarin bir göstergesi değildir. Bu çalismalar ayni zamanda ortaokulun ilk dönemlerinde okudugunu anlama avantaji (Karl ve Knebler, 1996), genel anlamda dinleme, okuma ve yazma becerilerinde küçük bir avantaj -sadece en basarili öğrencilerle sinirli olmak üzere- oldugunu göstermistir ve bu avantaj sadece bir sene kadar sürüyormus gibi görünmüstür (Genelot, 1996). öğretmenler aktif dinlemede bir avantaj algilamistir ancak dilbilimsel bilgi veya performansta bu söz konusu değildir (Favard, 1992). Iskoçya’da gerçeklestirilen ulusal pilot programin degerlendirmesinde (Low vd, 1993, 1995), ‘Projeye dahil edilen öğrencilerin’ (ulusal program dahilinde ilkokulda yabancı dil eğitimi alanlar) Projeye dahil edilmeyen öğrencilere göre telaffuz ve tonlama, yapi karmasikligi, konusma uzunlugu, etkilesimi sürdürme kabiliyeti, iyi bir anlama düzeyi ve sinifta sorulara cevap vermeye daha hazirlikli olma bakimindan net avantajlar ortaya koydugu gözlemlenmistir. Buna ek olarak, daha az miktarda stres yasamis ve etkilesimi sürdürmek için risk alma stratejilerini kullanmaya daha hazirlikli olduklari görülmüstür.

    öğrenme hizi bakimindan bazi çalismalar, daha yasli öğrencilerin daha etkili ve verimli dil öğrendiklerini ve bunlarin genellikle esit süreleri kapsayan performans testlerinde daha yüksek skorlar elde ettiklerini ortaya koymustur (Ausubel, 1964; Asher ve Price, 1967; Oiler ve Nagato, 1974; Snow ve Hofnagel-Hohle, 1978). NFER raporunun bulgulari (Burstall vd., 1974), 3 senelik fazladan eğitimin ardindan küçük yaştaki öğrencilerin okuma ve yazma bakimindan daha ileri yaşta öğrenmeye başlayanlara kiyasla neredeyse hiçbir üstünlük ortaya koymadigini göstermis ve yine daha büyük yaşta öğrenmeye başlayanlarin daha etkili ve hizli bir şekilde digerlerini ‘yakaladigini’ göstermektedir. Ancak bu çalismanin yukarida belirtilen yöntemsel zayifliklari her zaman akilda tutulmalıdır. ‘Deney’ grubu öğrencileri (ilkokulda Fransizca öğrenenler) de kendilerinden 2 yas daha büyük olan ama ayni sürelerle yabancı dil eğitimi almis öğrencilerle ayni teste 13 yasinda tabi tutulmustur. 15 yasındaki ‘kontrol’ grubu öğrencilerinin Fransizcanin her bir asamasındaki performanslarının 13 yasındaki ‘deney’ grubu öğrencilerine göre tutarli bir şekilde üstün oldugu bulunmustur (Burstall vd., 1974).

    Krashen vd. (1982) hem formal olmayan dogal ortamlar hem de sinif ortaminda uzun ve kisa süreli çalismalar arasinda ayrim yaparak çocuk/yetiskin farkliliklarını incelemistir. Arastirmacilar literatürü göz önünde bulundurarak yas, hiz ve ortaokulda nihai yabancı dil öğrenimi düzeyi arasındaki iliski bakimindan üç genelleme yapilabilecegini ileri sürmüstür.

    1 Yetiskinler söz dizimsel ve morfolojik gelişmenin erken safhalarinda çocuklardan daha hizli ilerlemistir (zaman ve öğrenim süresi sabit tutuldugu zaman).

    2 Büyük çocuklar küçük çocuklardan daha hizli öğrenir (yine, söz dizimsel ve morfolojik gelişmenin erken safhalarinda zaman ve öğrenim süresi sabit tutulmak üzere).

    3 Ikinci dillere çocukluk döneminde dogal olarak maruz kalan öğreniciler genellikle yetiskin yaslarda dil öğrenimine başlayanlardan daja yüksek ikinci dil yetkinligine ulasirlar. (Krashen et al., 1982: 161)

    ya da Larsen-Freeman ve Long (1991) tarafindan belirtildigi üzere ‘daha büyük yaşta daha hızlı, daha küçük yaşta daha iyidir’ (1991: 155). Daha ileri yaştaki öğrencilerinin daha genç yaştaki öğrencileri dil öğrenimi hizinda neden geride biraktiklarının birçok olasi açiklamasi bulunmaktadir. Daha ileri yaştaki öğrencilerin dilin örüntüleri hakkinda daha fazla bilgisi vardir, bilissel olarak zorlu görevlerde daha iyi performans çikarirlar, daha gelismis genel öğrenme stratejileri ve becerilerine sahiptirler ve gerçekler ve konseptleri öğrenmekte daha fazla deneyime sahiptirler (McLaughlin, 1985; Collier, 1989; Johnstone, 1994). Ayrica, küçük yaştaki ve büyük yaştaki öğrenciler arasinda öğrenim hizi karsilastirmalarina iliskin olarak arastirma bulgularının çogu testlerle ölçülen sonuçlar ile iliskilıdır ve ya bu testlerin küçük yaştaki çocuklar için bilissel açidan çok zorlayici olmasi ya da test tekniklerinin küçük yaştaki çocuklarin asina olmadiklari teknikler olmasi nedeniyle daha büyük yaştaki öğrencileri destekler niteliktedir. Johnstone (1994), degiskenleri kontrol edebilmek amaciyla bazi arastirma projelerinin her yas grubu için ayni öğretim yöntemlerini kullandigini belirtmistir, ancak arastirmaci bunun muhtemelen tek bir yas grubu için uygunsuz bir uygulama oldugunu ve bu yaklasimi benimseyen çalismalarin aslinda ‘adil’ testler olmayabilecegini öne sürmüstür.

    Zaman faktörü

    Aktif bir şekilde yabancı dil öğrenerek geçirilen zamanin yüksek düzeylerde yetkinlik edinmekte önemli bir faktör oldugu iddia edilmektedir (örnegin bkz. Radnai, 1996). Erken yaşta dil öğrenimine başlanmasinin savunuculari, ilkokulda eğitim verilmesinin daha sonradan ortaokulda daha sofistike bir düzeyde gelistirilebilecek belirli yetkinlikleri destekleyebileceginin yani sira küçük çocuga ortaokulda verilen eğitimden farkli, zengin bir bütünsel öğrenme deneyimi sundugunu düsünmektedir. Bununla birlikte, eger yabancı dil öğretimine ayrilan saat sayisini artirarak genel anlamda daha iyi sonuçlar alinabilecegi argümani düsünülecek olursa, bu artisin ortaokul düzeyinde yapilmasi daha uygun olabilir ve bu argümanin ilkokul düzeyi ile iliskisi çok azdir. Gerçekten de bazilari, ilkokul eğitiminde degerli zamanin yabancı dil öğretimi için kullanilmasiyla küçük çocuklarin matematik, okuma yazma ve anadillerini olmasi gerektigi gibi anlama bakimindan temel becerileri elde etmek için fazla zaman harcamayacaklari ve gerçekten de bu alanlarda güvenilir bir temel olmaksizin ortaokul düzeyinde her seyi -yabancı dil de dahil- etkin bir şekilde öğrenme kapasitelerinin bozulabilecegini öne sürmektedir.

    Zaman faktörü baglaminda, erken yaslarda fazladan öğrenim yıllarınin ilerleyen okul hayatinda dilbilimsel yetkinlik bakimindan daha iyi sonuçlar verdigini gösteren çok az kesin bulgu bulunmaktadir; bununla birlikte nihai sonuçlara varilmadan önce belki de diger degiskenlerin de incelenmesi gerekebilir. Dil bilimsel üstünlügün mevcut olmamasi ayni zamanda ilkokulda küçük öğrenciler için uygun olmayan öğretim yöntemlerinin kullaniminin, ilkokul öğretmenleri bakimindan ilgili konu bilgisinin eksik olmasi ya da çesitli becerilere sahip öğrenciler için malzeme ve yöntemlerin degistirilmemesinin bir sonucu olabilir. Ilkokul ve ortaokul arasinda isbirliginin olmamasi öğrencinin ilerlemesini engelleyebilir ve Dolayısıyla da zaman faktörünün avantajlarını gizleyebilir. Ilkokul Fransizca Projesinde (1964-73) halihazirda belirtilmis oldugu üzere, 3 yil boyunca Fransizca öğrenmis olan ‘deney’ grubu öğrencileri ve 11 yasinda Fransizca öğrenmeye yeni başlayanlarda ayni sinifta toplanmis ve en baştan ayni eğitimi almıştır. Buckby’nin ‘bu durumda kisi başlangiçtaki edinimlerin hizla kaybolmasini beklerdi’ beyaninda da görülen bazi elestiriler mevcuttur (Buckby, 1976: 16). Dolayısıyla da bu deneyimden ilave öğrenim yıllarınin hiçbir fark yaratmadigi çikariminda bulunmak oldukça geçersizdir.

    Erken yaşta başlamanın faydası var mı?

    O halde, gelecekteki dil bilimsel yetkinlik açisindan erken yaşta başlamanin faydalari hakkinda sonuca varilabilir mi? Yapilan çalismalar, natüralistik kosullar disinda erken yaşta başlayan öğrenci için herhangi kalici ve açik faydalar ortaya koymakta basarisiz olmustur. Küçük yaştaki öğrencilerin daha büyük yaşta başlayanlara göre üstünlüklerini göstermeden önce natüralist sartlar altinda geçirmeleri gereken genel ve ‘gerçek’ bir öğrenme zamani olabilir ve bu hiçbir zaman formal sinif ortaminda tekrarlanamayabilir (Singleton, 1987). Genel anlamda bulgular kafa karistiricıdır, bazen çeliskili olduklari görülür ve ayirt edilebilir tutarli örüntüler sergilemezler. Bazi çalismalarda sözel ve isitsel becerilerde kazanimlari destekleyen bulgular olsa da diger çalismalar sadece dinleme veya okuma ve yazma bakimindan avantajlar ortaya koymustur. Singleton’in 1987’de belirttigi üzere ‘Ikinci dil öğrenimi arastirmalari yakin zamanimizda başlamis oldugu için bol miktarda cevap veren bir alan değildir’ (1989: 250). Takip eden on yil içinde bu durum önemli ölçüde degismemistir.

    Gerçek sorun

    Küçük çocuklar açısından ‘natüralist’ bir ortama yaklasan bir durum olmasi halinde erken yaşta başka bir dil öğrenmek kesinlikle avantajlıdır. Örnegin, çocuğun ebeveynlerinden biri başka bir dil konusuyor olabilir ya da birden fazla dilin konusuldugu bir ülkede yasaniyor olabilir. Bununla birlikte, özellikle ilkokulda formal öğretimden kaynaklanan yabancı dil yetkinligindeki artisi belirlemek çok daha zor bir unsur olarak karsimiza çikmaktadir. Dolayısıyla, yabancı dillere ilkokulda başlanmasini destekleyen argümanlar, bunun otomatik sonucunda daha iyi düzeylerdeki yabancı dil yetkinligi olacagi iddiasi üzerine kurulamaz. Bunun yerine bu argümanlar bu bölümün ikinci asamasinin başlangicinda, yani yabancı dil eğitiminin küçük çocuklarin egitsel deneyimlerine katkilari üzerine bölümde ele alinacaktir.

    yabancı dil eğitimi verilmesi ilkokul çocuğunun genel kisisel gelisimine degerli bir katkida bulunmaktadir ve sadece gelecekteki yabancı dil öğretiminin temeli olarak görülmemelıdır. Bu eğitim çocuklarin iletisim becerilerini ve insan kültürlerini anlayışlarını gelistirir. Çocuklara yeni kesifler ve ‘dünyanin seslerini’ sunmakta önemli rol oynar. Ilkokul eğitiminin baslica unsuru çocuklara dil hakkinda bilgiler öğrenme firsati sunmasi ve özellikle de çocuklarin anadillerinin dünya üzerindeki dillerden sadece biri oldugunu anlamalarının baslica unsurudur (Driscoll, 1999). Bu bölümün basinda da belirtildigi üzere, ilkokul düzeyi yabancı dil öğreniminin hosgörü ve kültürler arasi anlayışi artirdigini ileri sürmek istiyoruz. Çocuklarin çok dilli ve çok kültürlü bir toplumda yasadiklarını anlamalarina ve içinde yasadiklari ülkenin kendisi çok dilli ve çok kültürlü olan Avrupa Birliginin bir parçasi oldugunu anlamalarina yardimci olur (Sharpe, 1992). Böylelikle, böylesine şekillendirici bir dönem olan ilkokulda yabancı dil öğreniminin daha genis egitsel degeri, ‘erken yaşta başlatmanin’ en önemli unsurudur. Simdi bu faydalari daha detayli bir şekilde inceleyecegiz.

    Kültürel farkındalık ve kültürler arasi farkındalık

    Dil öğretiminin kültürel amaçlari öğrencilerin kültürlere olan ilgili ve bunlari anlayışinin gelişmesini kapsamaktadir; diger ülkelerdeki yasam tarzlarını kabul etmenin yani sira kendi ülkesindeki çok kültürlü toplumu da kabul etmek. Fennes ve Hapgood (1997), sadece küçük bir parçasi görülebilir olan ve büyük bölümü bilincimizin ötesinde olan ve ‘kültürün buzdagi konsepti’ adini verdikleri bir görüsü ortaya koymustur. Suyun üzerinde, yeme gelenekleri, ulusal giysiler, müzik ve yasam tarzi gibi kültürel elementler ve suyun altinda dogru davranışin üzerine düsünmedigimiz nosyonlari, sosyal beklentiler, alçakgönüllülük, kisisel alan konsepti, beden dili, insanlar, hayvanlar ve objeler, vb. ile uygun iliskiler yatmaktadir. Kültür konseptini öğrenen bir öğrenici kültürün insanlarin yasamlari üzerindeki önemini kavrayabilir ve bu insanlarin kisiliklerini daha ayrintili bir şekilde düsünebilir. Kültürler arasi farkındalık, öğrencinin kendi kültürünün geleneklerine, tutumlari ve degerlerine karsi elestirel bakis açisinin degisim ve kisisel gelisim yoluyla gelistirdigi başkalarina karsi açik olmayi ifade etmektedir (Byram, 1989).

    Kültürel anlayış gelisimi, çok boyutlu bilgi, beceriler ve tavırlar gelistirmenin karmasik bir sürecıdır ve bunlardan bazilari hiç süphesiz yabancı dil öğrenimi yoluyla ilkokul döneminde etkin bir şekilde başlatilabilir. Profesör Michael Byram’in kültürler arasi yetkinlik konsepti burada yardimci olmaktadir (Byram, 1997). Byram vd. öğrenim ve kültürel boyutlarin degerlendirilmesinde söz konusu olan tavırlar, bilgiler ve becerileri göz önünde bulundurarak bir dizi ‘’kurtaricilar’ fikrini ortaya atmistir. savoir etre merak, açik olma ve digerlerinin bakis açisini normal olarak kabul etme gibi davranışlarin gelisimi ile ilgilıdır. Ikinci olarak farkli sosyal gruplarin, sosyal siniflarının, geleneklerin ve normlarin ve kisinin kendi ve diger toplumlarin öğrenilmesi ile iliskilıdır ve bu gibi konseptleri ulusal kültür ve etnik kimlik olarak dahil eder. Üçüncü olarak, savoir comprendre içerikleri bakimindan anlasilmalari gereken belgelerin yorumlanmasi becerileri bakimindan son derece önemlıdır. Dördüncü olarak, savoir apprendre/faire öğrencinin yeni bilginin yani sira inançlar, anlamlar ve herhangi muhatabin davranışlarını anlama becerilerinin kesfi ve etkilesimin yani sira yeni bilgiler edinilmesi ile ilgilıdır. Son olarak, savoir s’engager öğrencilerin yabancı davranışlar, düsünceler ve anlamlari kendilerininkiler ile karsilastirmalı olarak degerlendirmeleri ile ilgilıdır. Bu konseptler, beceriler ve davranışlarin bazilari, ilkokul düzeyindeki acemi öğrencinin bilissel ve gelisimsel olgunlugunun ötesine geçebilse de (Byram ve Morgan et aL, 1994; Morgan, 1995) genç yaştaki öğrencilere dünyayi farkli bir şekilde görme firsati verilebilir ve böylece de yüzeysel görünümü kabul etme olasiliklari azalir ve kültürel kaliplarin ötesinde görebilirler. yabancı dil öğrenimi, küçük yaştaki öğrencilerde dünyayi başkasinin bakis açisiyla görebilme ve başkalarindaki farklari kabul etme kapasitelerini artirabilir. Gangl (1997), yabancı dil öğreniminde etkilesimsel bir yaklasim benimseyerek ilkokul öğrencilerinin diger kültürlere karsi daha açik bir tavır gelistirdigini ortaya koymustur. Kültürel farkındalıgin bu unsuru öğrencilerin kisisel ve sosyal gelisimine katkida bulunur; Dolayısıyla da onlarin kendi kimlik anlayışlarını etkileyebilir, bunun yani sira hakkinda öğrendikleri insanlar hakkindaki algilarını da etkileyebilir. Kültürel anlayış uzun vadeli bir hedeftir ve ilkokullar bu sürece öğrencilerin merak, hosgörü ve diger kültürleri, yasam tarzlarını ve insanlari kabul etme düzeylerini artirarak ve kendi kültürlerinin kökenlerini daha iyi anlamalarını saglayarak başlayabilir.

    Dil Farkındalığı

    Dilin dogasi hakkinda bir farkındalık ve sözcüklerin kökenleri hakkinda daha kapsamlı bir anlayış gelistirmek, ilkokul eğitiminin baslica unsuru olan genel okur yazarligin gelisiminin bir parçasıdır. Ilkokulda yabancı dilleri deneyimlemis olan öğrencilerin diller arasındaki farklara ilgi duyma ve dilbilgisi hakkinda daha büyük farkındalık gelistirdigine dair bulgular mevcuttur (bkz. Bailly ve Luc, 1992; Pinto vd., 1995), bunun yani sira okumada pozitif tavırlar ve beceriler gelistirildigine dair bulgular da mevcuttur (Charmeux, 1992), ancak bunun tüm arastirmalara ayni şekilde yansimadiginin alti çizilmelıdır (Genelot, 1996). Johnstone (1999) arastirmalarin ilkokul düzeyinde üstdil ve kültürler arasi farkındalık gelisimi ile ortaokulda artan yabancı dil öğrenim basarisi arasinda hiçbir açik baglanti ortaya koymamasina ragmen bu, bir baglantinin mevcut olmadigi anlamina gelmemektedir ve bu baglanti sadece günümüzde kurulamamistir. Dil farkındalıgi da öğrencilerin dile karsi tavrini, dil hakkindaki bilgilerini ve dili kullanma becerilerini etkileyebilir. Hawkins (1984) dilbilimsel farkındalıgin toplumumuzun derinliklerinde oldugunu ve yabancı dil çalismalari ve deneyimi yoluyla daha fazla dilbilimsel hosgörü gelistirilebilecegini ve bunun da bazi ailelerde mevcut olan dar görüslülük ve önyargiyi engellemeye yardimci olabilecegini ileri sürmektedir. Ilkokul, yabancı dil öğreniminin daha kapsamlı bir müfredat ile saglanmasi ve ilkokul çocuklarının genel eğitimine degerli katkilarda bulunmak için oldukça iyi konumlandirilmistir.

    Sosyal davranışlar ve yabancı dil öğrenme motivasyonunun gelişmesi

    Bir dili etkin bir şekilde öğrenmek için motivasyon son derece önemlıdır: bu tam olarak ‘ati suya götürebilmek ama onu suyu içmeye ikna edememek’ benzetmesiyle ifade edilebilir. Genel bir kural olarak, küçük yaştaki çocuklarda, ergenlere kiyasla yabancı bir dilde iletisim kurma isteginin daha kolay saglanabilecegi ve Dolayısıyla da dil öğrenimi konusunda erken yaşta özgüven kazanabileceklerini ve bunun sonucunda da onlara ergenlik döneminde öğretmenin daha kolay olabilecegini söyleyebiliriz. NFER çalismasinin sonuçlari (Burstall et ah, 1974), ilkokul döneminde Fransizca öğrenmeye başlayan çocuklarin, ortaokulda Fransizca öğrenmeye başlayanlara kiyasla Fransizca konusmaya karsi tavırlarının tutarli bir şekilde daha olumlu oldugunu göstermistir -bu çalismada belirlenen tel önemli avantaj da budur. Çok sayida çalisma bu bulgulari yansitmaktadir ve ilkokul düzeyindeki öğrenciler arasinda yabancı dil öğrenmeye karsi olumlu tavırlarin bulgusunu ortaya koymaktadir (bkz. Blondin incelemesi vd, 1998). Meraklilik, ilkokul yabancı dil öğreteni tarafindan başka ülkelerdeki yasam tarzlarını kesfetmek için ilgi ortaya çikarabilecek ve böylece de insanlara karsi hosgörü ve empatinin temellerini olusturmak için kullanilabilecek güçlü bir motivasyon kaynagıdır (Seelye, 1994). yabancılara karsi olumlu tavırlar gelistirilmesinin bazi arastirmalar tarafindan o dili öğrenmeye karsi olumlu bir tavır gelistirilmesiyle iliskili oldugu ortaya koyulmustur (Gardner ve Lambert, 1972; Schumann, 1978; Mitchell et ah, 1992). Hawkins (1987) empati kapasitesinin özellikle erkek çocuklarinda ergenlik başlangiciyla birlikte düstügünü belirtmektedir, Dolayısıyla da bu önemli çalismanin 11 yasindan önce gerçeklestirilmesi gerektigini ve bu yaştan sonra önyargilar ve dar görüslülügün kemiklesecegi ve tersine çevrilmesinin daha zor olacagini tartismistir.

    Sonuç

    Dolayısıyla, yabancı dilin erken yaşta öğretilmesinin ardındaki mantığın en güçlü şekilde temellerinin atıldığı tavırlar, değerler ve sosyokültürel anlayışın bu aralıkta meydana geldigini söylemek istiyoruz. Ingiltere söz konusu oldugunda, yabancı dil öğreniminin ilkokul eğitiminin baslica gereklilikleri olan kisisel, sosyal, ahlaki ve tinsel eğitime önemli katkilarda bulundugu söylenebilir. Bu baglamda, yabancı dil eğitiminin başlamasi gereken yasin zorunlu ilkokul öğretiminin başladigi yas oldugunu düsünmekteyiz. Ancak bu, Ingiltere’de ya da başka bir ülkede yasayan 4-5 yasındaki çocuklara formal yabancı dil yapilarının öğretilmesi anlamina gelmemektedir. Bununla birlikte, yabancı dil farkındalığının uygun bir şekilde yapılandırılmış ilerleyişi ve dilbilimsel yetkinlik gelisimi ilkokul boyunca diğer zorunlu ilkokul müfredatının yanında kesin bir şekilde verilmelidir demek istiyoruz. Avrupa Birliği genelinde artık çocuğun ilk sosyalleşmesinden itibaren yabancı dil öğreniminin eğitimin normal bir parçası olarak kabul edildiğine dair fikir birliğinin arttigini belirten Avrupa Konseyi’nin Avrupa vatandaşlığı için dil öğrenimi üzerine son raporu ile hemfikiriz.

    Artık sorulması gereken soru “çocuklara yabancı dil öğretmeli mi?” değil “ne zaman yabancı dil öğretmeli?” ve “nasıl yabancı dil öğretmeli” halini almıştır. (Avrupa Konseyi, 1997: 48).

    Editörün notu

    Sharpe ve Driscoll erken yaşta yabancı dil öğrenimi ve öğretiminin degeri ve amaçlarını incelemektedir. Yazarlar, öğrencilerin yabancı dil öğrenmeye başlayacaklari yasin dilbilgisi yetkinligi üzerinde çok az fark edilebilir etkileri oldugunu belirtmektedir. Bununla birlikte, böylesi bir arastirmanin yanilma payinin altini çizmekte ve natüralistik ortamda öğrenimin etkilerini kabul etmektedirler. Yazarlara göre erken yaşta yabancı dil öğrenmenin gerçek deger daha ziyade davranışsaldir. Sharpe ve Driscoll küçük çocuklarin kültürel farkliliklari kabul etme istekliliklerinin altini çizer ve gerçekten de hem yaş faktörü hem de öğrenim süresi faktörü ile kolaylastirilan bir kültür etkilesimi süreci sunmaktadirlar. Benzer şekilde, Sharpe ve Driscoll dil farkındalıginin degerini kabul etmektedir ve erken başlama ile kazanilan deneyim ve uzmanligin öğrenciler üzerinde genis anlamda müfredatin öğrenicileri ve gelecegin vatandaslari olarak olumlu etkileri oldugunu belirtmektedirler. Bu bölüm boyunca var olan varsayim, dil öğretim yöntemlerinin öğrencilerin gelisiminin olgunluk asamasina uygun bir adaptasyonun gerekliligıdır. Erken yaşta öğrenime başlamanin faydalarını belirtmekte basarisiz olan bu arastirma hakkindaki baslica elestiri öğretim ve öğretim yöntemlerinin köklü ortaokul eğitimi ilkelerine dayandirilmasıdır. Sharpe ve Driscoll ‘ilkokulda dil öğrenimini’ küçük çocuklarin eğitimini gelistirmenin bir yolu olarak desteklemektedir ve özellikle yabancı dil becerilerini iyilestirmenin bir yolu olarak desteklememektedir.

Make an offer via Upwork now!

Make an offer via Freelancer now!