Translation Samples

  • Prens Ve Dilenci :
  • Bölüm 1

    On altinci yüzyilin ikinci çeyreginde, bir sonbahar günü, antik Londra kentinde fakir bir ailede Canty adinda bir oglan çocugu dünyaya geldi. Ailesi onu istemiyordu. Ayni gün, zengin bir ailede adi Tudor olan baska bir Ingiliz çocuk daha dünyaya geldi. Ailesi ve de tüm Ingiltere onu istiyordu. Ingiltere uzun zamandir onun özlemini çekmis, beklemis ve tanriya dua etmisti. Öyle ki gerçekten geliyor olmasi, insanlari neredeyse neseden çildirtmisti. Tanidiklar birbirine sariliyor, öpüyor ve aglasiyorlardi. Herkes bayram yapiyordu. Zengin fakir, herkes günler, geceler boyunca hep beraber yedi içti, dans etti, sarki söyledi ve eglendi. Gündüzleri, Londra’da her balkon ve çatida renkli flamalar ve muhtesem geçit törenleri görülüyordu. Geceleri ise, her kösede kocaman senlik atesleri ve etraflarinda kutlama yapanlar vardi. Ingiltere’de, bütün bu yaygaradan habersiz bir sekilde satenlere ve ipeklere sarilmis, büyük lordlar ve leydiler tarafindan bakildigini ve gözetildigini bilmeyen ve de önemsemeyen, yeni dogmus Galler prensi Edward Tudor’dan baska bir sey konusulmuyordu. Fakat paçavralara sarilmis diger bebek, Tom Canty’den, varligiyla sorun yarattigi fukara ailesi disinda kimse bahsetmiyordu.

    Bölüm 2

    Haydi birkaç seneyi atlayalim.

    O günlerde Londra bin bes yüz yillik, büyük bir sehirdi. Yüz bin nüfusu vardi. Bazilari ise iki kati fazla oldugunu düsünür. Sokaklar, özellikle de Tom Canty’nin yasadigi, Londra köprüsüne çok uzak olmayan bölgede çok dar, kirli ve çarpik çurpuktu. Evler tahtadan yapilmisti. Ikinci katlar birincisinin üzerinde sarkiyor, üçüncüler ise ikinci kata çikinti yapiyordu. Evlerin yüksekligi arttikça genisligi de artti. Aralarinda sivayla kaplanmis yekpare malzeme bulunan saglam çapraz kirislerin iskeletleri vardi Kirisler sahibinin zevkine göre kirmizi, mavi ya da siyaha boyanmisti ve evlere oldukça canli bir hava katmaktaydi. Pencereler küçüktü. Baklava dilimli panelleri vardi ve menteselerinden disariya dogru, kapi gibi açiliyorlardi.

    Tom’un babasinin yasadigi ev Pudding Lane’in disinda, Offal Court denen ufak, igrenç bir kesimdeydi. Burasi küçük, çürümüs, köhne ve yine acinasi halde fakir ailelerle doluydu. Canty’nin ailesi üçüncü katta yasiyordu. Anne ve babanin, kösede karyolaya benzer bir seyleri vardi ama Tom’un, büyükannesinin ve iki kardesi Bet ve Nan’in herhangi bir sinirlamasi yoktu. Bütün zemin onlara aitti ve seçtikleri yerde uyuyabilirlerdi. Bir iki battaniyenin kalintisi ve bazi eski ve kirli hasir yiginlari vardi ama bunlara tam olarak yatak denilemezdi. Düzenli degillerdi; sabahlari umumi bir yigina tekmelenip, geceleri kullanilmak için öbegin içinden seçiliyorlardi.

    Bet ve Nan on bes yasindaydilar ve ikizlerdi. Onlar iyi kalpli, kirli, paçavralar giymis, oldukça cahil kizlardi. Anneleri de onlar gibiydi. Ama babalari ve büyükanneleri bir çift canavardi. Firsat buldukça sarhos olur, birbirileriyle ya da önlerine kim gelirse kavga çikarirlardi. Sarhos ya da ayik her zaman beddua ve küfür ederlerdi. John Canty bir hirsiz, annesi ise bir dilenci idi . Çocuklar dilenciydiler fakat kral tarafindan evinden kovulmus olan eski rahip Peder Andrew’un etkisiyle hiçbir zaman hirsiz olmadilar.

    Peder Andrew çocuklara ahlakli olmayi ögretiyordu. Tom’a biraz Latince okumayi ve yazmayi ögretmisti. Kizlara da ögretmeye niyetliydi ama yasitlarinin alayina maruz kalacaklarindan korkuyordu.

    Arbede, sarhoslar, kafa yaralanmalari ve açlik Offal Court’da siradan bir seydi. Tom mutsuz degildi. Hayati zordu fakat baska bir sey de bilmiyordu. Herkes ayni durumdaydi ve bu Tom’a normal görünüyordu. Eger eve bos elle dönerse, babasi ya da büyük annesi beddualar ediyor ve onu dövüyorlardi. Annesi ona gizlice - genellikle kendi payindan- yemek getiriyordu. Eger bunu yaparken yakalanirsa da, kocasindan dayak yiyordu. Tom yalnizca babasi ve büyükannesiyle sorun çikmayacak kadar dileniyordu. Bundan daha fazlasini yapmazdi çünkü yasa da ayni sekilde acimasizdi. Bos zamaninda peder Andrew’un etkileyici eski hikayelerini; devler, periler, cüceler cinler, büyülü kaleler, muhtesem krallar ve prensler hakkindaki efsanelerini dinlerdi. Kafasi bütün bu muhtesem seylerle doluydu. Birçok gece karanlikta yetersiz ve can sikici hasirinda yatarken, yorgun aç ve dayaktan cani acirken, hayal gücünü serbest birakirdi. Kendini asil saraylarda büyüleyici bir hayat süren simartilmis bir prens olarak hayal ettigi enfes düsünceler içinde agrisini sizisini kisa zamanda unuturdu. Zamanla bir istek gece gündüz aklindan çikmamaya basladi; kendi gözleriyle gerçek bir prens görmek. Bir keresinde Offal Court’taki arkadaslarina bundan bahsetti fakat onunla öylesine alay ettiler, acimasizca hakaret ettiler ki bundan sonra bu hayalini kendine saklamaktan memnun oldu.

    Genellikle pederin eski kitaplarini okuyor ve ona açiklatiyor, daha ayrintili anlattiriyordu. Hayalleri ve okuduklari, onda zamanla belli degisiklikler yaratti. Hayalindeki insanlar öyle hostular ki yirtik pirtik giysileri ve pisliginden duydugu üzüntü artti. Temiz ve iyi giyimli olmayi diliyordu. Yine eskisi gibi çamurda oynamaya gidiyor ve bundan zevk aliyordu ama Thames’de yalnizca eglence için etrafina su siçratmak yerine, yikanma ve temizlenme gibi baska olanaklar da sagladigini fark etmeye basladi.

    Tom her zaman Cheapside’daki Maypole civarinda ve panayirlarda bir seyler buluyordu. Zaman zaman, o ve Londra’nin geri kalani, karadan veya denizden ünlü bir talihsiz tutuklu kuleye götürülürken, askeri geçit törenini görme sansi buluyorlardi. Bir yaz günü, Smithsfield’de zavalli Anne Askew ve üç adamin kazikta yandigini gördü ve eski piskoposun onlara, onu pek ilgilendirmeyen bir vaaz verdigini duydu. Evet, Tom’un hayati genel olarak yeterince degisik ve keyifliydi.

    Yavas yavas Tom’un asil hayat ile ilgili okuduklari ve hayalleri üzerinde öyle güçlü bir etki birakti ki, tavir ve konusmalariyla bir prens gibi davranmaya basladi. Bu davranisi herkesi eglendiriyordu. Bununla birlikte, genç kisiler ona saygi duymaya basladilar. Ailesi hariç, daha büyük kisiler bilgisi ve sorunlara getirdigi çözümlerden etkilenmeye basladilar.

    Tom, kendi sarayini kurdu. Burada merasimler düzenleniyordu. Meseleler tartisiliyordu ve Tom hükümler veriyordu.

    Neticede, Tom’un saasali, prens olma hayalleri aslini daha da adilestiriyordu.

    Bölüm 3 (Özet)

    Ertesi gün Tom’un kafasi hayalleriyle mesguldü. Amaçsizca ve daha öncesinden daha uzaklara gitmeye cesaret ederek gezindi. Charing Village’e ulasti. Kendini Westminister Sarayi’nin yaninda, mimarisine husu duyarken buldu. Tek tutkusu olan ‘bir prens görmek’ aniden mümkün gözüktü. Kapi askerlerle korunuyordu. Soylulara bir an bakmayi umut eden baska insanlar da vardi Paçavralar giymis zavalli küçük Tom, yaklasti. Kalbi çarpar ve umudu artarken, yavasça ve çekinerek nöbetçileri geçti. Aniden, altin parmakliklarin arasindan, törenden bir görüs yakaladi, Neredeyse sevinçten bagiracakti. Zorlu doga sporlari ve egzersizleriyle bronzlasmis ve esmerlesmis, mücevherlerle parlayan güzel saten ve ipek kiyafetleri içerisinde, belinde mücevherli kilici ve hançeriyle, ayaklarinda kirmizi topuklu zarif çizmeleriyle, sarkan tüyleri parlayan bir tasla tutturulmus gösterisli kizil basligiyla sevimli bir oglan çocugu gördü. Süphesiz hizmetçileri olan birçok beyefendi, yaninda duruyordu. Oh! O bir prens- bir prens, canli, gerçek bir prens- muhakkak. Fukara çocugun duasi sonunda gerçeklesmisti.

    Tom’un nefesi heyecandan hizli ve kesik kesikti. Gözleri merak ve zevkten büyümüstü. Zihnindeki her sey tek bir istege yönlenmisti: Prense yaklasmak ve ona iyice, doyasiya bakmak. Daha ne oldugunu anlamadan, yüzü kapinin parmakliklarina yapismisti. Hemen yanindaki asker onu kabaca ittirdi ve Londra’nin aylaklari ile avanaklarindan olusan büyük kalabaligin arasina dogru firlatti.

    Asker –

    “Tavirlarina dikkat et, genç dilenci!” dedi.

    Kalabalik yuhaladi ve güldü ama genç prens kizarmis yüzü ve kizgin gözleriyle birden kapida belirdi ve haykirdi –

    “Zavalli bir gence böyle davranmaya nasil cüret edersin? Kral babamin tebaasina böyle davranmaya nasil cüret edersin? Kapilari açin ve onu içeri alin!”

    Askerler ellerinde baltali mizraklariyla, kapilari açtilar ve üzerinde sallanan paçavralari içerisinde Sefillik prensi ,Sonsuz Bolluk prensi ile bulusmak üzere içeri geçti.

    Edward Tudor —

    “Yorgun ve aç görünüyorsun: Sana kötü davranildi. Gel benimle.” , dedi.

    Tom’a yemek verdi ve onlarin önünde utanmamasi için hizmetçilerini uzaga yolladi.

    Tom’a hayati hakkinda sorular sordu. “ Senin adin nedir, genç?”

    “Tom Canty, kabul buyurursaniz, efendim.”

    “‘Garip bir isimmis. Nerede yasarsin?”

    “Sehirde, izninizle, efendim. Pudding Lane’nin disinda Offal Court’ta”

    “Offal Court! Sahi, bu da bir diger gariplik. Annen, baban var mi?”

    “Annem, babam ve büyükannem de var, efendim ama bu benim için pek önemli degildir, Tanri affetsin eger bunu söyleyerek gücendirdiysem- ayrica ikiz kiz kardeslerim de var, Nan ve Bet.”

    “Öyleyse büyükannen sana karsi kibar degil, öyle mi?”

    “Baska kimseye karsi da degildir, affiniza siginirim. Onun kötü bir kalbi vardir ve her gün seytanlik yapar.”

    “Sana kötü mü davranir?”

    “Uykulu ya da fazla içmis oldugu bazi zamanlar kendini tuttugu olur ama tekrar geldiginde beni iyice döverek bunu telafi eder .”

    Prensin gözlerinde öfkeli bir bakis olustu ve bagirdi—

    “Ne! Dövmek mi?”

    “Oh, evet, kesinlikle, efendim.”

    “Dövmek!—Ve sen çok zayif ve küçüksün. Duyulsun: gece olmadan Kuleye getirilmeli. Kral babam”—

    “Aslina bakarsaniz, onun düsük seviyesini unutuyorsunuz, efendim. Kule, tek basina onun için harikadir.”

    “Dogru, gerçekten. Bu aklima gelmemisti. Cezasini düsünecegim. Baban sana karsi kibar midir?”

    “Nine Canty’den daha fazla degil, efendim.”

    “Babalar benzerdir, belki de. Benimkinin de öyle ufak bir siniri yoktur. Sert bir biçimde vurur ama yine de bana kiyamaz. Gerçi diliyle her zaman bagislayici degildir dogruyu söylemek gerekirse. Annen sana nasil davranir?”

    “O iyidir, efendim, bana hiçbir biçimde aci ve üzüntü vermez. Ve Nan ile Bet de onun gibidirler.”

    “Onlar kaç yasindalar?”

    “On bes, kabul buyurursaniz, efendim.”

    “Kiz kardesim Leydi Elizabeth, on dört ve kuzenim Leydi Jane Grey ise benim yasimda. Üstelik sevimli ve zarif, fakat kiz kardesim Lady Mary, karanlik çehresi ve —Buraya bak: Senin kiz kardeslerin günahlar ruhlarini yok etmesin diye hizmetlilerin gülümsemesini yasakliyor mu?”

    “Onlar mi? Oh, Efendim onlarin hizmetlileri oldugunu mu düsündünüz?”

    Küçük prens bir an küçük fukaraya ciddi bir biçimde bakti ve sordu—

    “O zaman sorarim sana, neden yok? Kim soyunmalarina yardim edecek? Uyandiklarinda onlari kim giydirecek?”

    “Kimse, efendim. Giysilerini çikarip, onlar olmadan mi uyumalilar—hayvanlar gibi?”

    “Giysilerini mi! Sadece bir taneye mi sahipler?”

    “Ah, kulunuz olayim, daha fazlasiyla ne yapsinlar? Ikiser vücutlari yok ki.”

    “Bu acayip ve fevkalade bir düsünce! Kusura bakma, niyetim alay etmek degil . Fakat senin iyi Nan ve Bet’inin yakinda yeterince kiyafeti ve usaklari olacak. Haznedarim bununla ilgilenecek. Hayir, bana tesekkür etme. Bu hiçbir sey degil. Sen iyi konustun, içinde basit bir güzellik var. Egitim aldin mi?”

    “Alip almadigimi bilmiyorum, efendim. Peder Andrew isimli iyi rahip, merhametinden, bana kitaplarini ögretti.”

    “Latince biliyor musun?”

    “Azicik , efendim. Emin degilim.”

    Tom’un babasi ve büyük annesi tarafindan gördügü muamele onu sinirlendirmisti. Kendi babasi, Henry VIII’nin onu fiziksel cezalardan affettigini ve hiçbir zaman ona karsi çok kötü bir dil kullanmadigini kabul etti.

    Edward hayatinin onunkinden bu kadar farkli bir hayati duymaktan çok etkilenmisti. Hizmetçiler yok, sadece bir parça kiyafet vs. Edward, fukaranin zevk aldigi birçok eglencenin düsüncesini sevmisti. Edward çok daha sinirli bir hayat yasamis ve her zaman azarlanmisti.

    Edward bir süreligine yer degistirmeyi teklif etti. Birbirlerine benzeyisleri çok sasirticiydi. Tom’un yüzündeki morlugu görünce, Edward disari, bunu yapan askerle yüzlesmeye gitti. Fakat fukara gibi giyindigi için asker onu tokatladi ve çamurun içine itti. Prens oldugunu iddia ettigindeyse herkes onunla alay etti.

    Bölüm 4 (Özet)

    Edward tehditler savurmayi ve prens oldugunu iddia etmeyi birakana kadar serseriler tarafindan takip edildi ve eziyet edildi. Ugrasanlar ilgisini kaybetti ve onu biraktilar.

    Edward nerede oldugunu bilmiyordu. Amaçsizca yürüdü ve kisa bir süre sonra evler azaldi, yoldan geçenler seyreklesti. O vakitler, suan Farringdon Sokagi’nin oldugu yerde akan derede kanayan ayaklarini yikadi; biraz dinlendi ve sonra devam etti. Biraz sonra birkaç döküntü evin ve çok büyük bir kilisenin bulundugu büyük bir alana geldi. Kiliseyi tanidi. Iskeleler kurulmustu ve devam eden detayli tamiratlari yapan isçi gruplari her yerdeydi. Prens bir anda cesaretlendi. Sorunlarinin simdi sona erecegini hissetti. Kendine, “ Bu, kral babamin kesislerden alip, bütün fakir ve terkedilmis çocuklara ev olarak verdigi antik Grey Friars – yeni ismiyle Isa’nin Kilisesi. Tabii ki memnuniyetle ya da herhangi bir zaman olmasi gerektigi gibi, onlara karsi böylesine cömert davranmis kisinin ogluna hizmet edecekler . Üstelik bugün ,bu oglun kendisi buraya siginmis herhangi biri kadar fakir ve kimsesiz.

    Biraz sonra kosan, ziplayan, top ve birdirbir oynayan ya da kendilerini eglendiren çok gürültülü bir grup oglanin ortasindaydi. Hepsi benzer giyinmisti. Ve tarzlari, o dönemin hizmetlileri ve çiraklar arasinda görünenler gibiydi. Söyle ki, hepsinin kafasinin tepesinde bir çay tabagi büyüklügünde düz, siyah bir baslik vardi. Öyle yetersiz boyutlardaydi ki ne kafayi kapatma konusunda yararliydi, ne de bir süs esyasiydi ve altindan, toplanmamis neredeyse dümdüz kirpilmis saçlar, alnin ortasina düsüyordu. Boyunda bir rahip bandi; nerdeyse dizlere ya da asagisina kadar sarkan, uzun kollu, dar kesim mavi bir cüppe , genis kirmizi bir kemer, dizlerin altinda tutturulmus açik sari çoraplar, büyük metal tokali alçak tabanli ayakkabilar.. Yeterince çirkin bir kiyafetti.

    Oglanlar oynamayi birakti ve ona güldüler. Bu onu sinirlendirdi. Tehditleri ise dövülmesine yol açti.

    Basini sadece belaya soktugu için, etrafta soru sormaktan korkarak dolasti. Offal Court’u ararken çok yorulmustu. Tom’un ailesinin onu taniyip saraya geri götürecegini umut ediyordu. Gece sona ermek üzereyken, prens kendini sehrin dar sokaklarinda buldu. Vücudu yara bere içerisindeydi, elleri kaniyordu ve üzerindeki paçavralar çamurla kaplanmisti. Dolasti dolasti, gittikçe daha da saskina döndü. Öyle yorulmustu ve bitkin düsmüstü ki bir adimini ötekisinin ardindan zorla atiyordu. Ona bilgi vermek yerine sadece asagiladiklari için herhangi birine soru sormaktan kaçinmisti. Kendi kendine “Offal Court –ismi bu; eger tüm gücümü tüketip düsmeden önce bulabilirsem kurtuldum” diye mirildandi. “Ailesi beni saraya geri götürecek ve onlardan biri degil de gerçek prens oldugumu kanitlayacak ve ben de, benim olana yeniden sahip olacagim.” Kral oldugu zaman, vahsiliklerini yumusatacagini umarak, kimsesiz çocuklara egitim saglamaya yemin etti.

    Isiklar azalmaya basladi, rüzgar yükseldi, yagmur geldi ve soguk ve firtinali bir gece basladi. Evsiz prens, Ingiltere tahtinin evsiz varisi hala yürüyordu. Yoksulluk ve sefilligin kovandaki arilar gibi kümelendigi igrenç sokaklardan olusan labirentin içine dogru sürükleniyordu.

    Birden iri sarhos bir hödük onu yakaladi ve –

    “Gecenin bu saatinde yine sokakta ve eve bir metelik getirmiyor , eminim ki! Eger öyleyse ve ben de vücudundaki bütün kemikleri kirmazsam, John Canty degil, baska biriyimdir,” dedi.

    Galler prensi oldugunu iddia ettigi zaman, adam onun delirdigini düsündü ama bu onu oglani dövmekten alikoymadi.

    Bölüm 5

    Tom Canty, Offal Court’a döndügünde kimsenin hikayesine inanip inanmayacagini merak ediyor, kendini eglendiriyordu. Prens geri dönmeyince endiselenmeye basladi. Insanlarin onu prens kiliginda bulup sorgulamadan asacaklarindan kaygilaniyordu.

    Korkusu giderek artmisti, titreyerek giris salonuna açilan kapiyi hafifçe açti. Kaçip prensi aramaya karar vermisti. Onun sayesinde korunacak ve serbest birakilacakti. Alti muhtesem beyefendi-hizmetkar ve kelebek gibi giyinmis yüksek rütbeli iki genç usak hemen ayaga firladilar ve onun önünde egildiler. Hemen geri döndü ve kapiyi kapatti.

    “Oh, benimle alay ediyorlar! Gidip söyleyecekler. Oh! Neden hayatimi ziyan etmek için buraya geldim ki?”, dedi.

    Ayaga kalkti ve isimsiz korkularla dolu bir sekilde yürüdü, her çitirtiyi dinledi. Kisa süre sonra ipekler giymis bir usak kapiyi araladi ve “Leydi Jane Grey.”, dedi.

    Kapi kapandi ve satafatli giyinmis, tatli, genç bir kiz ona dogru siçradi. Fakat aniden durdu ve kaygili bir sesle—

    “Oh, Sizi ne sikiyor, lordum?” diye sordu.

    Tom’un nefesi neredeyse kesilecekti. Ama kekelememeyi basardi. —

    “Ah, Insafli olun! Dogrusu ben lord degilim, yalnizca sehrin Offal Court bölgesinden fakir Tom Canty’yim. Lütfen prensi görmeme izin verin. O benim yeniden paçavralarimi giymeme lütfedecek ve bana zarar vermeyecektir . Oh, insafli olun ve beni kurtarin!”

    Bu sirada oglan dizlerinin üzerinde, agziyla oldugu kadar gözleriyle ve yukari kaldirdigi elleriyle dileniyordu. Genç kiz dehsete düsmüstü. “Lordum, neden dizlerinizin üzerindesiniz?—hem de benim önümde!”, diye bagirdi.

    Sonra kiz korkuyla kaçti ve Tom, çaresizlige kapilmis, çökmüs, homurdaniyordu—

    “Yardim yok, umut yok. Simdi gelip beni alacak ve götürecekler.”

    Korkuyla uyusmus bir sekilde yere serilmisken ürkütücü haberler saray içinde yayilmisti. Bir fisilti hizmetçiden hizmetçiye, lorddan leydiye, koridorlar boyunca, katlar, salonlar boyunca –ayni bütün fisiltilarda oldugu gibi- yayilmisti. “Prens delirdi, prens delirdi!” Yakinda bütün salonlarda, tüm mermer odalarda pariltili leydiler ve lordlar ve daha az önemli kisiler samimi bir sekilde fisildasiyor ve her suratta ümitsizlik okunuyordu. Bir süre sonra görkemli bir görevli bu gruplarin yanindan geçerek resmi bir bildiri okudu—

    “Kral adina !

    Bu yalan ve saçma meseleyi konusan veya disariya tasiyan her kimse ölüm cezasina çarptirilacaktir. Kral adina !”

    Fisiltilar kralin duyurusuyla sona ermisti. Kral Henry VIII prensin saka yapip yapmadigini sordu. Tom dehsete düstü. Sonunun geldigini düsündü. Kral yumusamisti. Tom kim oldugunu açiklamaya çalisti. Kral, Edward’in hasta oldugunu ve geçici olarak delirdigini düsündü. Oglunun çok fazla çalistigina ve çok fazla kisitlandigina inandi. Daha fazla oyun ve eglence buyurdu. Bu buyruga uymayan her kimse asilacakti.

    Tom mutsuzdu. Esasinda o bir tutsakti. Gerçeklik, hayallerinden daha kasvetliydi.

    Bölüm 6

    Tom, kral dairesinin esas bölümüne gönderildi ve oturtuldu ama ondan yasli ve yüksek dereceli adamlar ayakta dururken oturmak istemiyordu. Onlara da oturmalari için yalvardi ama ya onlar sükranlarini gösterdiler ya da mirildandilar ama ayakta kaldilar. Israr ederdi ama amcasi Hertford kontu kulagina fisildadi—

    “Lütfen, israr etmeyin, lordum; sizin karsinizda oturmalari münasip degildir.”

    Lord Aziz John’un gelisi anons edildi. Önünde egildikten sonra Tom’a söyle dedi —

    “Kralin emriyle, gizlilik gerektiren konularla ilgili geldim. Lütfen soylu efendim, Lordum Hertford kontu hariç tüm eslikçileri gönderebilir misiniz?”

    Tom’un ne yapacagini bilmiyor gözüktügünü fark eden Hertford, eliyle isaret etmesini ve istemezse konusmak zorunda olmadigini fisildadi. Beyefendilerin çikmasini bekledikten sonra , Lord Aziz John , kralin prens için su emirleri gönderdigini söyledi:

    1) Hastaligini saklayacak

    2) Prens oldugunu inkar etmeyecek

    3) Prens gibi davranacak

    4) Ona gösterilen hürmeti kabul edecek

    5) Kimseye asagi tabakadan bahsetmeyecek

    6) Insanlari taniyor gibi davranacak ve onlari hatirlamaya çalisacak. Hatirlayamazsa da sessiz kalacak.

    7) Tavsiyeye ihtiyaci olursa, Lord Hertford’a soracak.

    Lord Hertford’a eger ihtiyaci olursa diye prensin yakininda kalmasi emredilmisti. Tom sartlari kabul etti.

    Aziz John, Tom’a katilacagini unuttugu bir ziyafeti hatirlatti. Lady Elizabeth ve Lady Jane Grey içeri girdiler. Hertford kontu , onlari prensin hafiza kayiplari yasadigi konusunda uyardi. Aziz John, prense, onlari hatirliyormus gibi davranmasini tekrarladi. Tom, Aziz John ve Lord Hertford’un kalmasini istedigini isaret etti.

    Tom sohbet etmekte zorluklar yasasa da her zaman biri yardima kostu. Babasindan bahsedildiginde ,Tom unutup John Canty hakkinda acimasizca konustu . Sonra yaptigini fark edip hastaligini suçladi.

    Tom biraz rahatladi. Elizabeth ve Jane Grey ‘in kendisine ziyafette eslik etmesinden memnundu. Buna ragmen iki lord, gergin bir sekilde izlemedeydiler. Tom’a Lord Guilford Dudley’i görmektense, çekilmesini tavsiye ettiler

    Tom odasinda yalniz kalmayi istedi. Insanlar onu soymak istediginde sinirleniyordu. Onlari nasil yollayacagini bilmiyordu. Orada bulunmalarindan üzüntü duydu. Onlar da öyle.

    Lord Hertford ve Aziz John durumu tartisiyordu. Kont, Edward’in delirdigine inaniyordu ve Henry VIII öldügünde deli bir krala sahip olacaklardi. Aziz John, onun prens olmamasinin mümkünatini merak ediyordu. Oglan degisikti ve prensin bilmesi gerekenleri bilmiyordu. Hertford kontu ona kralin emirlerini hatirlatti. Buna uymamak ihanetti. Aziz John bundan bir daha bahsetmeyecegine söz verdi.

    Lord Hertford onun Edward oldugunu söyledi. Delilik insani degistirebilirdi. Yine de, Edward’in onunla yer degistirebilecek bir ikizi olup olmadigini merak etmeye basladi. Buna ragmen, prens oldugunu reddetmesinden dolayi (ki bir sahtekar bunu yapmazdi), bu onun yalnizca bir deli oldugunu gösteriyordu.

    Bölüm 7

    Tom ertesi sabah uyandi ve farkli bir kiyafetin içerisindeydi. Kendi kendine yemek yemesi tüm o hizmetkarlar tarafindan engelleniyordu: çesnicibasi, bardak tasiyici, peçeteci, vs. Zavalli Tom genelde parmaklariyla yedi ama kimse buna gülümsemedi hatta bunu izlemedi bile. Peçetesini merakla ve derin bir ilgiyle inceledi. Öyle narin ve güzel bir kumastan yapilmisti ki safça —

    “Lütfen, bunu alin Benim dikkatsizligim yüzünden kirlenmesin.” , dedi.

    Kraliyet peçetecisi, birsey söylemeden veya herhangi bir biçimde itiraz etmeden saygili bir tavirla peçeteyi kaldirdi. Tom salgam ve marullari ilgiyle inceledi. Ne olduklarini ve yenip yenemeyeceklerini sordu. Bu seyler Ingiltere’de yakin zamanda ortaya çikmaya baslamisti. Hollanda’dan lüks olarak ithal ediliyordu. Sorusu ciddi bir saygi ile yanitlandi ve herhangi bir saskinlik belli edilmedi olmadi. Tatlisini bitirdiginde ceplerini findiklarla doldurdu ama kimse fark etmis veya rahatsiz olmus görünmüyordu. Fakat biraz sonra kendisi rahatsiz oldu ve telaslandi. Bu onun yemek boyunca kendi elleriyle yapmaya izni olan tek isti ve hiç süphesi yoktu ki bu yaptigi çok uygunsuz ve prenslere yakismayan bir seydi. O anda burnundaki kaslar segirmeye basladi ve bunu geçirmek için burnunu kaldirmaya ve burusturdu. Bu durum devam ettikçe, Tom’un sikintisi büyüdü. Yanindaki lordlarin önce birine sonra digerine yalvaran gözlerle bakti ve gözünden yaslar gelmeye basladi. Yüzlerinde korkuyla ileri atildilar ve sorununu ögrenmek için yalvardilar. Tom sahici bir izdirap ile —

    “Hosgörünüzü rica ediyorum: burnum acimasizca kasiniyor. Bu acil durum için genel örf ve adet nedir? Lütfen, çabuk, Çünkü dayanacak çok az zamanim kaldi.”

    Hizmetlilere prensin hasta oldugu ve garip davranislarina sasirmamalari gerektigi söylenmisti. Kimse sorularina ya da tuhaf davranislarina gülmedi. Hepsi onun için üzülüyordu.

    Kendi istegi dogrultusunda küçük arkadasimiz kendi hususi odasina götürülmüs ve orada kendi aletleriyle bas basa birakilmisti. Mese panellerin üzerinde, zarif altin kakmali, güzel desenlerle bezenmis birçok parlak çelik zirh parçasi asiliydi. Bu askeri teçhizat gerçek prense aitti ve Kraliçe Madam Parr’dan yakin zamanda gelen bir hediyeydi. Tom, baldir zirhini, eldivenleri, tüylü migferi ve yardim almadan giyebilecegi diger parçalari kusandi. Bir süre, yardim isteyip isini tamamlamayi istedi ama aksam yemeginden aldigi findiklari hatirladi. Onlari kimse bakmazken ve yüce kraliyetin ona istemedigi hizmetler sunmasi olmadan yemenin keyfini düsündü. Degerli mallari çesitli yerlere geri koydu ve kisa süre sonra findiklari kirmaya basladi. Neredeyse tanri onu günahlarindan dolayi prens yaptigindan beri ilk kez dogal bir biçimde mutlu oluyordu. Findiklarin hepsi bittiginde dolaptaki davetkar kitaplara rastladi. Aralarinda bir tanesinde Ingiliz sarayinin etiketi vardi. Bu bir ödüldü. Görkemli divana kendini birakti ve gerçek bir ilgiyle kendini egitmeye devam etti. Simdilik onu burada birakalim.

    Bölüm 8

    Kral ona ölecegini bildiren rahatsiz edici rüyalarindan uyanmisti. Maiyeti onun uyandigini fark etti ve içlerinden biri disarida bekleyen Lord Sansölye’yi kabul etmek isteyip istemedigini sordu.

    “Içeri al, içeri al !” diye bagirdi kral, sabirsizlikla.

    Lord Sansölye içeri girdi ve kralin koltugunun önünde diz çöktü,

    Majesteleri mührün bana geri verilmesini buyururlar mi, böylece ben de islere baslayabileyim?”

    “Mühür? Mühür sen de degilse kimde duruyor?”

    “Lütfen majesteleri, sizin kendi asil eliniz tarafindan kullanilmasi gerektigi zamana degin, makam islerinde kullanilmayacagini söyleyerek, Norfolk Dükünün emriyle iki gün önce benden siz aldiniz.”

    “Neden, hakikaten bunu yaptim: Hatirliyorum. . . . Onunla ne yaptim? . . . Oldukça halsizim. . . . Bugünlerde siklikla hafizam bana ihanet ediyor . . . ‘Bu garip, garip—”

    Kral anlasilmaz homurdanmalar içine düserek, arada bir gri basini bitkince sallayarak, mühürle ne yaptigini beceriksizce hatirlamaya çalisti. En sonunda Hertford lordu diz çöktü ve bilgi teklif etti—

    “Majesteleri, haddimi asmiyorsam, benimle beraber birkaç kisi Büyük Mührü ekselanslari Galler Prensinin ellerine, onu saklamasi için nasil verdiginizi hatirliyor.”

    “Dogru, çok dogru!” diye böldü Kral. "Git getir! Git: Zaman akiyor!”

    Lord Hertford, Tom’a kostu, fakat çok geçmeden sikintili ve eli bos bir sekilde Kral’in yanina döndü. Kendini söyle ifade etti— “Kederle söylüyorum, Kral lordum, dayanmasi çok zor ve hos olmayan havadisler ; ama prensin izdirabinin oldugu gibi devam etmesi tanrinin buyrugu. Ve o, mührü aldigini hatirlayamiyor. Hemen rapora gelirsem, ekselanslarina ait uzun oda siralarinin ve salonlarin aranmasi girisimi degerli zamanin kaybi ve az bir kazanci oldugunu düsünerek—”

    Kralin inlemesi lordu bu noktada durdurdu. Bir süre sonra majesteleri, sesinde derin bir üzüntüyle—

    “Onu daha fazla sikintiya sokmayin, zavalli çocuk. Tanrinin eli ona çok agir davrandi ve kalbim onun yükünü, kendi yasli, dert dolu omuzlarimda tasiyamayacagim için hissettigim için merhametli bir sevgiyle ve üzüntüyle dolu, öyleyse ona huzur getirin.”

    Henry VIII, Norfolk’un yürütme emirleri için mühre ihtiyaci olmadigini söyledi. Tek sözü yeterliydi.

    Bölüm 9

    Sudaki mavnalar gibi, saray da isil isildi. Insanlar basamaklari sözlü talimatlar üzerine bosaltiyor, endise içinde bekliyorlardi. Kirk ila elli mavna, basamaklara yaklasti. Hepsi de ayrintili oymalar ve süslemelere sahipti.

    Muhafiz, gemilere yaklasti. Bir hali serildi. Alay, inmeye basladi.

    Trompetler üflenirken, ‘siyah-altin kumastan yelegi ve gümüs aglardan kurdeleyle baglanmis, altin çiçekleri olan kizil saten pelerini’ kusanmis bir biçimde, prensin amcasi, müstakbel Somerset dükü, ana kapiya geldi. Döndü ,tüylü basligini çikardi. Reverans yaparak asagiya egildi ve her adimda egilerek geri geri yürümeye basladi. Uzatilmis trompet sesini takip eden duyuru söyleydi: “Wales Prensi, azametli Lord Edward için yolu açin!”

    Saray duvarlarinin tepesinde alevlerin kirmizi dilleri gök gürültüsüyle fiskirdi; nehrin üzerinde toplanmis olan dünya, kudretli bir hosgeldin kükreyisine dönüstü ve Tom Canty, tüm bunlarin sebebi ve kahramani, ortaya çikti ve asil kafasini hafifçe egdi. ‘Önü, üzerine pirlantalar serpilmis pembe kumastan, kenarlari gelincik kürklü beyaz saten yelekten ihtisamli kiligi içindeydi’. Bunun üzerinde, üç tüylü hotozu olan, mavi saten çizgili, inciler ve degerli taslarla süslenmis, harikulade tokalar ile baglanmis, beyaz altin kumastan bir manto vardi. Boynunda yüksek sövalyelik nisani ve bazi yabanci nisanlar asiliydi. Ne zaman isik üzerine vursa mücevherleri kör edici bir isik yansitiyordu. O Tom Canty, mezbelede dogmus, Londra’nin batakliklarinda büyümüs, paçavralar, pislik ve sefaletle dost, ne kadar da muhtesemdi.

    Bölüm 10 (Özet)

    John Canty, Prince Edward’i eve sürükledi. Güruh da onlari takip etti. Bir tanesi oglan için merhamet diliyordu ama hep görmezden geliniyordu. Prensin itirazlari ve mücadelesi, John Canty’nin elini kaldirip ona vurmasina neden oldu. Araya giren biri onu durdurmaya çalisti ama John Canty ona vurdu.

    Prens kendini Canty’lerin evinde buldu. Çete simdi kapinin disinda kalmisti. Anne ve iki kiz kardes köseye sinmislerdi. Kötü büyükanne yaklasti. Prens hala Prens Edward oldugunu iddia etmeye devam ediyordu. John Canty gülüyor, büyükanne ise afallamisti. Anne ve kiz kardesler okudugu kitaplarin beynine zarar verdigine inanarak üzülüyorlardi.

    Edward bayan Canty’e Tom’un iyi oldugunu söyledi. Eger onu saraya geri götürülerse, Tom kendilerine teslim edilecekti. Kizlar babalarina, dinlenmesine izin vermesi için yalvardilar. John Canty ise sinirliydi. Çünkü kira zamani yaklasiyordu ve “oglu” eve eli bos dönmüstü.

    Baba, prensi, Wales prensi Edward oldugunu iddia etmeye devam ettikçe tokatladi.. Edward onu korumaya çalisan bayan Canty’nin kollarina düstü. Onun da yumruk yemesini istemediginden, kadindan uzaklasti.

    Edward, John Canty ve büyük annesine domuz dedigi için evrile çevrile dayak yedi. Anne ve kizlar da ona sefkat gösterdikleri için dövüldüler. Hepsi yatmaya gönderildi. Baba ve büyükanne uykuya daldiginda anne ve kizlar Edward’a yaklastilar. Onu örtüp, rahatlatmaya çalistilar. Hepsi agladilar. Anne ona küflü ekmek teklif etti. Kabul etmedi ama kadinin cesaretinden etkilendi.

    Anne oglunun deliliginden dolayi kahrolmustu. Yine de, onun kendi oglu olmadigini hissetmeye baslamisti. Fakat, saçma olan bu düsünceyi uzaklastirmaya çalisti. Sürekli aklini rahatsiz ediyordu. Öyle ki onun oglu olup olmadigini test etmeye karar verdi. Tamamen güvenilir bir test bulmak zordu. Emin olmasi gerekiyordu.

    Uykusunda bagirdigi zaman onu test etmenin bir yolunu buldu. Tom, uykusundan irkilerek uyandiginda, her zaman eliyle kendine has bir hareket yapardi. Annesi, Edward’i ürkütüp uyandirdiginda, o ayni hareketi yapmadi. Onun oglu olmadigini anladigi için üzüldü ama bunu kendine saklamaya karar verdi. Onu birkaç defa daha test etti ama sonuç ayniydi. Hala onun Tom olmasi gerektiginde israr ediyordu.

    Prens, bitkinlikten birkaç saat uyudu. Uyanmaya basladi ve Sör William’a seslendi. Ancak bir süre sonra rüya görmedigini, gerçekten de oldugu yerde oldugunu farketti. Durumundan dolayi bunalima girdi. Hiç kimse olmustu.

    Birisi kapiya vurdu ve John Canty’e sivismasini söyledi. Bir gece önce isine karisan adam Peder Andrew’du ve John Canty onu öldürmüstü. Yetkililer onun pesindeydi.

    John Canty, aileye kaçmalari için yol gösterdi. Onlara eger ayri düserlerse nerede beklemeleri gerektigini söyledi. Aile bir serseri toplulugu tarafindan yutulmustu. Tekneci, John Canty’nin prensin sagligi için içmesinde israr etti. Canty, bunu yapmak için Edward’i birakmak zorunda kaldi. Edward kaçmayi basardi.

    Prens kimsenin onu özlemedigini ve Tom Canty’nin onun yerine geçtigini anladi. Guildhall’a varip kendini tanitarak, Tom’u ihanetten yargilamayi planladi.

    Bölüm 11 (Summary)

    Tom Canty, Elizabeth ve Jane’in düzenledigi merasimden etkilenmisti. Belediye Baskani ve ihtiyar heyeti tarafindan selamlandilar . Ziyafette oturdular. Tom, etrafta dolasan kupadan içerek seremoniyi baslatti.

    Tom yüksek koltugunun asagisindaki ‘vahsi’ dansa göz gezdirip, satafatli figürlerin firil firil çalkantisinin degisen renklerini ve büyüleyici kaynasmasini hayranlikla izlerken, paçavralar giymis gerçek Galler prensi, Guildhall kapisinda dogrularini ve yanlislarini bildiriyor, sahtekari suçluyor ve içeri alinmak için bagiriyordu! Kalabalik bu olaydan çok zevk aldi ve küçük isyankari görebilmek için öne dogru itisip boyunlarini uzatiyorlardi. Biraz sonra onunla alay etmeye, satasmaya ve daha eglenceli ve uzun bir patirti için onu kiskirtmaya basladilar.

    Küçük düsmekten gözyaslari gözünde belirdi. Ama iddiasinda direndi ve güruha asilce karsi geldi. Baska satasmalar ve alayci ignelemeler bunlari takip etti.

    “Size tekrar söylüyorum, sizi bir avuç terbiyesiz köpek, Ben Galler Prensiyim! Ve tüm terk edilmisligime ve arkadassizligima ragmen, kimse nezaket göstermemis ve ihtiyaçlarima yardim etmemis olmasina ragmen yine de davamdan dönmeyecegim, devam edecegim.!” diye bagirdi.

    Bir adam yaklasti. Ona inandigini iddia etti. Adi Miles Hendon idi. Dedi ki,

    “Prens ol ya da olma, fark etmez., cesur bir gençsin ve arkadassiz da degilsin! Iste burada senin yaninda duruyorum kanitlamak için. Ve söylemek isterim ki senin Miles Hendon’dan daha kötü arkadaslarin olabilir fakat yine de bacaklarin aramaktan yorulmamis. Küçük çeneni dinlendir, çocugum; ben bu alçak farelerin dilinden çok iyi konusurum.”

    Konusmaci, durusu ve görünüsüyle Don Caesar de Bazan gibi giyinmisti. Uzun, temiz ve kasliydi. Yelegi ve pantolonu zengin kumastandi ama soluk ve asinmisti. Sirma seritli süsleri ne yazik ki lekelenmisti; firfirli yakasi burusmus ve yipranmis; fötr sapkasinin tüyü, kirilmis, kirlenmis ve itibarsiz bir görünüme sahipti. Yan tarafinda, pasli demir kilifi içerisinde uzun kilici asiliydi. Fiyakali tavri onu hemen kasabanin kabadayisi olarak damgaliyordu. Bu etkileyici sahsiyetin konusmasi, bir alay ve kahkaha patlamasi olarak geri döndü. Bazilari bagirdi “ Iste baska bir kilik degistirmis prens!” “‘Diline dikkat et, arkadas: muhtemelen tehlikelidir!” "Genç adam, ona bakiyor—gözüne nisan al!” "Çocugu ondan ayirin—enik ile birlikte at göletine!”

    O anda, bu keyifli düsüncenin etkisiyle, bir el prense uzandi. Yabancinin uzun kilici o anda kinindan çikti ve düz tarafini sesli bir biçimde indirmesiyle müdahale eden adam yerle bir oldu. Hemen sonra bir grup ses yükseldi: “ Öldür köpegi! Öldür onu! Öldür onu!” ve sirtini duvara yaslayip delirmis gibi uzun silahiyla adamin sagina soluna vurmaya baslayan savasçiya yaklasti. Kurbanlari bir o tarafa bir bu tarafa savruldu ama güruhun akini yerde yatanlarin üzerinden azalmamis hiddet ile sampiyona dogru ilerledi.

    Guildhall’un içinde, ansizin, neseli ugultunun ve eglence gümbürtüsünün yükseklerinde siddetli bir borazan sesi patladi. Ani bir sessizlik vardi —sükut; tek bir ses yükseldi— bu sarayin habercisiydi —ve duyuruyu okumaya basladi. Kalabaligin hepsi durmus dinliyordu.

    Ciddiyetle okunan kapanis kelimeleri , söyleydi—

    “Kral öldü!”

    Büyük kalabalik hep birlikte kafalarini gögüslerine egmis, birkaç dakika, derin bir sessizlik içinde öylece durdu; sonra hepsi dizlerinin üzerine çöktü, ellerini Tom’a dogru uzatti ve yapiyi sarsan güçlü bir bagiris patladi—

    “Çok yasa Kralim!”

    Bölüm 12 (Özet)

    Miles Hendon, onu öldürmeyi planlamis olan güruhtan uzaklasirken, prensi sikica tutuyordu. Edward, kralin ölüm duyurusunu isitti. Ona her zaman nazik davranmis babasinin ölümünden dolayi üzüntü duydu. Kral oldugu için gururluydu.

    Londra ve Southwark’i birbirine baglayan ve kendi içinde bir kasaba olan Londra köprüsüne gittiler. Herkes birbirini taniyordu. Insanlar oldukça gösterisli olmasina ragmen, çogu hiçbir zaman köprü disinda bir topraga ayak basmamisti. Buradan ayrilan birkaçi ise dis dünyayi sikici buluyordu. Kapinin üzerinde, taninmis kisilerin kafasi mizraga geçirilmisti.

    Hendon köprüdeki bir handa yasiyordu.

    John Canty, Edward’i farketti ve onu yakalamaya çalisti. Hendon, Edward’a Canty ile beraber gitmek isteyip istemedigini sordu ve Edward bunu reddetti. Hendon ona beraber seyahat etmelerini teklif etti. Prens de kabul etti.

    Canty gitti. Hendon bu deli dilencinin odasina tasinmasindan memnun olmustu. Gencin cesaretine hayranlik duymus ve arkadasi olmaya yemin etmisti. Onu sagligina kavusturmayi planladi.

    Oglan uyandi ve Miles Hendon onu yikamadigi için sinirlendi. Hendon bundan eglendi ve itaat etti. Oglanin deliliginin gerçege uymasi ilgisini çekiyordu. Simdi de Ingiltere krali olduguna inaniyordu. Hendon ona inanmiyordu ama ayak uyduruyordu.

    Edward, Miles’in hikayesini ögrenmek istedi. Miles, sonradan baronet olan sövalye bir babasi oldugunu anlatti. O cömert bir adamdi. Annesi, Miles sadece küçük bir çocukken ölmüstü. Erkek kardesi Arthur babasina çok benziyordu ama diger kardesi Hugh bir kabadayi idi. Babalarinin koruyuculuk ettigi Edith adinda bir kuzenleri vardi. O ve Miles birbirlerine asiktilar ama kiz Arthur ile nisanliydi. Arthur baskasini seviyordu ve onlara sabirli olmalarini söylemisti. Böylelikle evlenebileceklerdi. Hugh, Edith’in servetini istiyordu..

    Richard (Miles’ in babasi) Hugh tarafindan kandirilmisti ve en çok onu seviyordu. Arthur sagliksizdi. Hugh, babasina Miles’in Edith’i kaçirip onunla evlenmeyi planladigini söyledi. Babasi Miles’i evden kovdu. O da bir asker oldu. En son savasta, esir alindi. Yedi sene sonra, özgürlügünü kazandi. Ailesine ne oldugunu bilmeden eve döndü.

    Edward ona yardim etmeye yemin etti. O da Miles’a kendi çikmazina nasil girdigini anlatti. Miles hala onun hayal gücü zengin, deli bir çocuk olduguna inaniyordu.

    Edward ona yardimlari için ne ödül istedigini sordu. Miles, majestelerinin önünde oturmaya izinli olmayi istedi. Edward kabul etti ve Miles rahatladi. Bacaklari yorulmustu.

Make an offer via Upwork now!

Make an offer via Freelancer now!